EKONOMİ-FİNANSRAKAMLARLA TÜRKİYE EKONOMİSİ

TÜRKİYE DIŞ TİCARET VERİLERİNİN SÖYLEDİKLERİNİ ANLAYABİLMEK (2000 – 2016) – Türkiye’nin Son 17 Yıllık Dış Ticaret Verileri İle İlgili Bir Değerlendirme

Last Updated on 16/06/2024 by ahmet can ayışık

blank

 

 

 

Ülkeler arasındaki ticarette asıl olan, ihracatı yükselterek ve ithalatı olabildiğince düşük düzeyde tutarak ülke ekonomisinde dış ticaret fazlası yaratmak ve bunu sürdürülebilir hale getirmektir.

Dış ticarette sürekli açık veren bir ulusal ekonominin hızlı bir şekilde gelişmemişlik döngüsünü kırması çok zordur.

Türkiye ekonomisinin en büyük ihracat kalemi, emek yoğunluklu düşük teknolojili ürün ihracatından oluşmaktadır. İnceleme dönemi toplam ihracatının “%39″u.

İnceleme döneminde ekonomimiz dış ticaret açığını kapatma yönünde kalıcı bir iyileşme trendi oluşturamamıştır.

Teknoloji yoğun üretim yapılan “yüksek teknolojili ürün” sektörünün inceleme konusu 17 yıllık dönemdeki toplam ülke ihracatı içerisindeki payı sadece %3’ler düzeyindedir.

 Giriş:

Türk ekonomisi de diğer  günümüz  ekonomileri gibi sadece kendi içinde işleyen ve üreten kapalı bir yapı değil. Ekonomimizin ve  diğer ülke  ekonomilerinin karşılıklı göreli durumlarını değerlendirirken,   dış ticaret verilerini kullanmak çok anlamlı bir yaklaşımdır.  Ben  de aşağıda 2000 – 2016 dönemindeki Türkiye Dış Ticaret (İhracat – İthalat) verilerini kullanarak,  ekonomimizin bu dönemdeki yapısına yönelik bir kısım tespitlerde bulunacağım.

Veriler de konuşuyor. Bazen gülüyor, bazen ağlıyor.  Verilerin de anlatmak istedikleri var.  Okuyucuya kolaylık sağlamak amacıyla, belirgin tespitlerin yanına GÜLEN VERİ! ve AĞLAYAN VERİ! ifadelerini ekledim.

 

Genel Kavramlar ve Yöntem:

Değerlendirmede kullandığım veriler,  TÜİK internet sitesindeki “ISIC Revision 3” verileridir. ISIC, Birleşmiş Milletler’in ekonomik verileri sınıflandırmak için kullandığı bir sistemdir. Açılımı,  “Tüm Ekonomik Faaliyetlerin Uluslararası Standart Sanayi Sınıflaması –  International Standard Industrial Classification of All Economic Activities” şeklindedir. 1948 Yılında kabul edilmiş, 1958 ve 1968 yıllarında revize edilmiştir. 1989 yılından itibaren aşağıda gösterdiğimiz “ISIC Rev. 3” kullanılmaya başlanmıştır.  Tablodaki 2 ve 3.sütunlar ISIC Rev.3 orijinal sınıflaması olup, 1 numaralı renk kodlamalı sütun teknoloji yoğunluğuna göre sınıflamanın kategorize edilebilmesi için tarafımca eklenmiştir.

Bu yazıdaki değerlendirmelerimin tamamında sadece  TÜİK verileri kullanıldığını, 2016 yılı ithalat ve ihracat rakamlarının Kasım ayı itibariyle olduğunu, okuyucunun daha kolay izleyebilmesi için yukarıdaki tabloda yer verilen teknoloji kırılımındaki sektör renk kodlamalarının  yazı içerisindeki bütün tablo ve grafiklerde de kullanıldığını ayrıca belirtelim.

Ticaret kavramıyla başlayalım. Genel olarak ticaret kavramı, hepimizin   bildiği gibi  tanımı gereği birden çok tarafın var olmasını gerekli kılan bir temel ekonomik etkinlik biçimidir. Dış ticaret  ise basit olarak bir ülkenin üretim/hizmet birimlerinin ülke dışındaki üretim/hizmet  birimleri ile yaptığı alım–satım işlemlerini ifade eder.   Bu kapsamda,  ülke üretim/hizmet birimlerinin ülke dışına sattığı mal/hizmetlerin değeri ihracat, ülke dışından satın aldığı mal/hizmetlerin değeri de  ithalat olarak adlandırılır.  

Dış ticaret dengesi kavramı, bir ülkenin, ülke dışı ile gerçekleştirdiği mal/hizmet alım–satımlarının dengesini tanımlar.  Yani, ithalat ile ihracat arasındaki ilişki düzeyini anlatır. Bir ülkenin ithalatı ihracatından büyük olduğunda dış ticaret açığı, ihracatı ithalatından büyük olduğunda dış ticaret fazlası oluşur.

Tarihsel süreç içerisinde,  ulusların zenginliği ya da ulusal servetin kaynağı, genellikle  16 ve 17. Yüzyıllarda altın/gümüş gibi değerli madenlere, 18. Yüzyılda doğaya, 19 ve 21. Yüzyıllarda ise iş bölümü ve uzmanlaşma ile ilişkilendirilerek ele alınmıştır.

Dış ticaret, ülkeler arasındaki ürün ve hizmetlerin alım–satımı yoluyla ülkeler arasındaki değer transferine olanak sağlamaktadır. Bu anlamda, dış ticareti fazla veren ülkeler,  yurt dışından (ülke dışındaki ekonomilerden) pozitif değer transferi sağlarken, tersi durumdaki ülkelerin  ekonomilerinde ise negatif değer transferi ortaya çıkmaktadır. Belirtilen nedenle, ülkeler genellikle uzun dönemde  ihracatlarının ithalatlarından fazla olmasını sağlamaya yönelik ekonomik politikalar oluşturmaya  ve uygulamaya çalışırlar.

Dış ticaret dengesinin, yurt dışından pozitif değer akışına dönüştürülmesinin iki bileşeninden biri ithalat, diğeri ihracattır. Sözkonusu iki bileşenden biri durumundaki ithalatı kısıtlayarak veya diğer bileşen ihracatı artırarak, veri denge hacminde (İthalat + ihracat)   dış ticaret fazlası yaratmak teorik olarak mümkün olmakla birlikte, asıl olan ihracat düzeyini yükselterek ve ithalatı mümkün olduğunca düşük düzeyde kısıtlayarak ülkede dış ticaret fazlası yaratmak ve bunu sürdürülebilir kılmaktır. Bunun nedeni,  ihracat artışının bir ülke ekonomisinde başlıca aşağıdaki faydaları yaratmasıdır:

  • Ekonomide faktör verimliliğini yükseltir, kaynakların daha etkin kullanımı sağlanır.
  • Ölçek ekonomilerinden ve pozitif dışsallıklardan elde edilen kazançlar artar.
  • Ülkeye döviz girişi artar.
  • İhracat sektörlerindeki üretim maliyetlerinde düşüş olur.
  • Yeni teknolojilerin uygulanması uyarılır.
  • İstihdam artışı sağlanır.
  • Uluslararası iş bölümü ve uzmanlaşmanın geliştirilmesini, etkin kaynak kullanımını sağlayarak, ülke ve dünya ekonomik refahının geliştirilmesine katkı yapar.

Neo kapitalizmin savunucusu emperyal güçler tarafından yok edilmeye çalışılan Türkiye gibi gelişmekte olan milli/ulus devletlerin temel ekonomik politikası hızlı/dengeli/sürekli kalkınmaktır . Dış ticareti sürekli açık veren bir ulusal ekonominin hızlı bir şekilde  gelişmemişlik döngüsünü kırması ise zordur.

Girişte verdiğim bu ilk ve genel mahiyetteki bilgilerden sonra  değerlendirme yöntemim hakkında  kısaca  bilgilendirme yapmakta fayda var.

  • 2000 – 2016 Dönemindeki toplam ithalat ve ihracat rakamlarına ve ihracatın ithalatı karşılama oranına baktım.
  • Dönem toplamı içerisinde ISIC Rev.3 kırılımında ithalat ve ihracatın sektörel paylarını hesapladım, trend ve değişimleri araştırdım.
  • ISIC Rev.3 standardındaki TÜİK verilerini, sektörleri teknoloji yoğunluğuna göre 4 ayrı grupta yeniden bölümleyerek, dış ticaretimizin teknoloji yoğunluğu kırılımındaki karakteristik durumunu, teknolojik alt kırılımdaki payları ve ihracatın ithalatı karşılama oranlarını değerlendirdim. Bu gruplar, emek – yoğundan teknoloji – yoğuna doğru olmak üzere;
    • Düşük Teknoloji İle Üreten Sektörler,
    • Düşük – Orta Teknoloji İle Üreten Sektörler,
    • Yüksek – Orta Teknoloji İle Üreten Sektörler,
    • Yüksek Teknoloji İle Üreten Sektörler

şeklindedir.

  • Teknoloji yoğunluğu kırılımındaki ihracatın ithalatı karşılama oranının ve teknoloji kırılımındaki ihracatın toplam ihracatımız içerisindeki payının 17 yıllık seyrini ortaya koydum, trend ve değişimleri araştırdım.

 

 

2000 – 2016 Dönemindeki Dış Ticaret Rakamlarımıza Genel Bakış:

Tablo 1, Sektörlerin teknoloji kullanım yoğunluklarına göre 4 ana başlıkta yeniden gruplandırdığım ISIC Rev.3 kırılımındaki temel verileri göstermektedir. Böylece, oluşturulan  4 ana teknolojik sektörün her birindeki ithalat ve ihracat tutarlarımız ile bu tutarların farkından oluşan dış ticaret fazla/açıklarının yanısıra, her sektörün ihracatının ithalatını karşılama oranlarını bir arada görme imkanımız oldu. Tablonun en sağındaki ihracatın ithalatı karşılama oranlarının % 100’e yaklaştığı ölçüde o sektörün dış ticaret açığına yaptığı etkinin azalması söz konusu doğal olarak.

Türkiye’nin 2000 – 2016 Döneminde toplam ithalatı Tablo 1’de görüldüğü gibi 2.6 trilyon ABD Doları, toplam ihracatı ise 1.7 trilyon ABD doları olmuştur. Bu 17 yıllık dönemde toplam dış ticaret açığı 938 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiştir. Dolayısıyla,  Türkiye ekonomisi  son 17 yıllık dönemde, yıllık olarak ortalama    55 Milyar    ABD Doları dış ticaret açığı vermiştir. AĞLAYAN VERİ!

Sözkonusu dış ticaret açığımızın teknoloji kullanım yoğunluklarına göre ayrıştırılmış sektörel  dağılımına baktığımızda:

  • Açıktaki en yüksek payın % 45 ile düşük – orta teknoloji, en düşük payın % 20 ile düşük teknoloji sektörüne ait olduğunu,
  • Yüksek –orta ve yüksek teknoloji sektörlerinin birlikte açık yaratmadaki paylarının % 36 düzeyine ulaştığını,
  • Emek yoğundan teknoloji yoğuna doğru her 4 sektörde de dış ticaret açığı verdiğimizi, yani her 4 sektörde de ihracattan çok ithalat yapmakta olduğumuzu,
  • 7 trilyon ABD Dolarlık toplam ihracatımız içerisindeki ileri teknoloji ürünü ihracat tutarının 45 milyar ABD Doları seviyesinde kaldığı, yani yüksek teknolojili ürün ihracatımızın, ihracatımız içerisindeki payının çok düşük seviyede olduğunu (% 2,6)
  • Emek yoğunluklu düşük teknolojili sektör ihracatımızın ise toplam dönem ihracatımız içerisinde 656 milyar ABD Dolarlık tutar ile en büyük payı (% 39) meydana getirdiğini

görüyoruz. AĞLAYAN VERİ!

 

Bu veriler bize kronik dış ticaret açığı vermekte olan bir ekonomimiz olduğunu söylüyor. Dış ticaret açığı veren bütün ülkeler, uzun vadede bu açığı kapatmaya gayret ederler. Türkiye ekonomisinin dış ticaret açığını kapatma yönünde iyiye gittiğini söyleyebilmemiz için yıllar itibariyle Türkiye toplam  ihracatının ithalatı karşılama oranının yükseliyor olması gerekiyor.  

Burada belirtmem gereken bir başka husus daha var. Çok önemli bir husus bu. Düşük teknolojili sektörlerde emek unsuru üretimdeki  ağırlıklı faktör iken, yüksek teknolojili sektörlerde sermaye ve teknoloji ağırlıklı faktörler olarak öne çıkmaktadır. Belirtilen nedenle, düşük teknolojili/emek yoğun sektörlerde emek maliyeti önemli bir fiyat/karlılıkta rekabet unsuruyken, yüksek teknolojili ürünlerde sermayenin fiyatı olan faiz ve teknolojik bilgi önemli fiyat/karlılık yaratan rekabet unsurlarıdır.

Aşağıda yer verdiğim Grafik 1’de 2000 – 2016 döneminde Türkiye ihracatının yıllık olarak ithalatı karşılama oranlarının seyrine odaklanıyoruz.

Grafik 1’de Türkiye ihracatının ithalatını karşılama oranı:

  • 2000 – 2016 Dönemindeki en yüksek seviyesine, % 75,69 ile 2002 yılında ulaşmış.
  • 2002 -2009 Yılları arasındaki dönemde % 60 – 75 bandı arasında kalmış.
  • 2016 Yılında ise % 72,03 seviyesinde gerçekleşmiş.
  • Yani, değerlendirme konusu olan 17 yıllık dönemde, ekonomimiz ne yazık ki dış ticaret açığını kapatma yönünde kalıcı  bir iyileşme trendi oluşturamamış. 2016 Yılında geldiğimiz son nokta (% 72,03), 2001 yılının (% 75,69)  da gerisindeki bir oranda kalmış.  AĞLAYAN VERİ!

 

Grafik 2, 3,  2000 – 2016 Döneminde ihracatımız ve ithalatımız içindeki teknoloji kullanım yoğunluğuna göre sektörel payları gösteriyor.

Grafik 2 ile ilgili tespitler:

  • İthalatımızdaki en püyük pay, emek yoğun teknoloji ile üretim yapılan düşük teknolojili ( % 32) ve nispeten emek yoğun üretim yapılan düşük –orta teknolojili (% 37) sektörlerdedir. İki sektörün birlikte ithalatımız içerisindeki paylarının toplamı % 69’lara ulaşmaktadır. Burada vurgulanması gereken husus, düşük teknolojili ithalatımızın sektör payını büyüten temel   unsurun ham petrol ve doğalgaz ithalatı olduğudur.

 

Grafik 3 ile ilgili tespit:

  • İhracatımız içerisinde en yüksek pay % 39 ile emek yoğun üretimin söz konusu olduğu düşük teknoloji sektörüne ait görünmekle birlikte, Düşük – orta ve düşük teknoloji sektörlerini birlikte aldığımızda, ki her iki sektörde emek ağırlıklı üretim yapılan sektörlerdir, ihracatımızın % 71’inin bu sektörden kaynaklandığı görülmektedir.
  • Teknoloji yoğun üretim yapılan yüksek teknoloji sektörünün son 17 yıllık toplam ihracatımız içerisindeki payı ise sadece % 3’ler seviyesindedir. AĞLAYAN VERİ!

Aşağıdaki Tablo 2, Türkiye ekonomisinin son 17 yıllık toplam dış ticaret, ithalat, ihracat, açık/fazla rakamlarını ve ihracatın ithalatı karşılama oranlarını detaylı olarak gösteren bir tablodur. Tablo hazırlanırken, ilişkili bir kısım sektörlerde  çalışma amacı doğrultusunda birleştirmeler yapılmıştır.

Tablonun daha kolay değerlendirilebilmesi için her alt sektör kendi içerisinde en çok açık verenden az açık verene doğru;  devamında, var ise o alt sektöre ait fazla veren kalemler de  yine en büyük dış ticaret fazlası yaratandan  azalana doğru kendi aralarında sıralanmıştır.

Dikkatli okuyucunun hemen fark edebileceği gibi “İmalat sanayi”  sektörü başlığı , 4 teknolojik kategori içerisinde de farklı alt başlıkları itibariyle yer almaktadır. Bunun nedeni, imalat sanayi sektöründe yapılan üretimin, kullanılan teknoloji yoğunluğuna göre farklı teknolojik sektörleri kapsıyor olmasıdır.

Tablo 2, çalışma kapsamındaki ana tablomuzdur. Tablo verilerinin ilgili kısımlarına aşağıda ayrıca odaklanacak ve tespitlerimizi paylaşacağız.

 

Teknolojik Yoğunluk Kırılımlı İhracatın Payının  ve Dış Ticaretimize  Etkisinin Yıllık Seyri:

Grafik 6 ve 7, 2000 – 2016 döneminin kapsadığı  son 17 yılda, sırasıyla, “Teknoloji kullanım yoğunluğuna göre sektörel ihracatın  toplam ihracat içerisindeki payının değişimini” ve “Teknoloji kullanım yoğunluğuna göre sektörel ihracatın dış ticaret açığı yaratma kapasitesindeki seyri” göstermektedir. Böylece, Türkiye dış ticaretinin emek ve/ veya teknoloji yoğun sektörlerinde son 17 yıl içerisinde gerçekleşmiş göreli değişiklikleri de görebiliyoruz.

Sağlıklı gelişen bir ulusal ekonomide, yıllar itibariyle katma değeri yüksek teknoloji yoğun sektörler lehine bir gelişme olması beklenir ve arzulanır. Bakalım Türk ekonomisinde böyle bir gelişme olmuş mu?

Önce teknoloji kullanım yoğunluğuna göre grupladığımız sektörlerin toplam ihracat içindeki paylarının yıllık olarak nasıl değiştiğine bakalım (Grafik 6).

  • Düşük teknoloji sektörünün toplam ihracat içindeki payı 2000 yılındaki % 55’lerden % 39’lara gerilemiş. Yaklaşık 15 puanlık bir gerileme sözkonusu.
  • Düşük – orta teknoloji sektörün payı % 24’lerden % 39’lara yükselmiş. Yani 15 puanlık bir artış olmuş.
  • Yüksek – orta teknoloji sektörün payında % 17’lerden % 28’lere, yaklaşık 11 puanlık bir artış meydana gelmiş.
  • Yüksek teknoloji sektörü payı, zaten çok düşük bir seviye olan % 4’lerden, yaklaşık %2’lere gerilemiş. Bu önemli. Çünkü, yüksek teknoloji sektörü, teknoloji yoğun üretim yapılan ve katma değeri yüksek bir sektör. 2000 Yılında yaklaşık % 4’ler seviyesinde olan yüksek teknolojili ürünlerin payının, 2004 yılında % 4.92 ile zirve noktasına ulaştıktan sonra sürekli gerilediğini ve adeta bir düşüş trendi oluşturarak % 2’ler seviyesinde neredeyse stabil hale geldiğini anlıyoruz. Yüksek teknoloji üretimi, ülkelerin sosyo –ekonomik durumları ve  eğitim sistemi gibi birçok altyapı kurumunun uygun nitelikte sağlanmış olmasını gerektirir. Türk ekonomisinin henüz bu noktaya gelemediği anlaşılmaktadır. AĞLAYAN VERİ!
  • Sonuçta, ihracatımız içerisinde, yüksek teknoloji ürünlü sektörlerin payı çok düşük seviyelerde kalmaya devam etmektedir. Türk ekonomisi ağırlıklı olarak emek yoğun üretim yapılan sektörlerde üretim ve ihracat yapabiliyor. 2016 Yılı itibariyle  İhracatımızın % 78’i düşük ve düşük orta, % 28’i  yüksek – orta ve sadece % 2’si yüksek teknoloji yoğunluklu   sektörlerden oluşmakta. Yani, Türk ekonomisi emek yoğun üretimden, teknoloji yoğun üretim sektörlerine geçişi yapacak dönüşümü henüz gerçekleştirememiş durumda. AĞLAYAN VERİ!

 

Sektörlerin toplam ihracat içerisindeki  paylarının yıllar itibariyle nasıl geliştiğini gördükten ve bu konudaki tespitlerimizi yaptıktan sonra, Grafik 7’de teknoloji kullanım yoğunluğuna göre sektörel  olarak ihracatın dış ticaret açığı yaratma kapasitesinin yıllar itibariyle değişimini ele alacağız.

Sektörlerin dış ticaret açığı yaratmaz hale gelmesi için o sektördeki ihracatın ithalatı karşılama oranının % 100’e ulaşması gerektiğini biliyoruz. % 100’ün üzerine çıkan oranlar ise sektörün dış ticaret fazlası yaratmaya başladığını, yani yurt dışından pozitif değer transferi noktasına gelindiğini gösteriyor.

  • Türk ekonomisi 2016 yılında düşük teknoloji ithalat/ihracatında dış ticaret fazlası yaratmış. Ancak, 2016 yılındaki % 107’lik ithalatı karşılama oranı 2001 yılındaki % 120’lik zirve noktasına bir daha ulaşamamış. 2002 – 2015 yılları arasında bu sektör sürekli dış ticaret açığı vermiş. AĞLAYAN VERİ!
  • Düşük – orta ve yüksek – orta teknoloji yoğunluklu her iki sektör de sürekli açık yaratmaya devam etmiş,  2000 yılına göre her iki sektörün açık yaratma etkisi kısmen düşmüş olmakla birlikte, düşük – orta teknolojili sektör 2012 yılındaki % 69’luk, yüksek – orta teknolojili sektör ise 2007 yılındaki % 87’lik zirve noktalarının gerisinde kalmışlar. AĞLAYAN VERİ!
  • Yüksek teknolojili ürün ihracatımızın seyrinde, ne yazık ki hiçbir olumlu gelişme olmamış.  2000 Yılında % 16’lar seviyesinde olan, 2002 yılında % 38’e kadar yükselen oranın, 2016 yılında, 2002 yılındaki başlangıç seviyesinin de altında olan  % 14’e kadar düştüğü anlaşılıyor. AĞLAYAN VERİ!

 

Düşük Teknolojili  Dış Ticaretimize Yakın Bakış:

Bu noktada, ithalat ve ihracatımızın her ikisinde de en büyük paya sahip olan düşük teknoloji yoğunluklu ithalat ve ihracatımıza biraz daha yakından odaklanalım.

Grafik 4, düşük teknoloji sektörü ihracatımızın 17 yıllık toplamının alt kırılımlı dağılımını ortaya koyuyor. 

Ne görüyoruz?

  • İmalat sanayi, son 17 yılda 273 milyar ABD Dolarlık dış ticaret fazlası yaratmış ve emek yoğun teknoloji kullanılan bu gruptaki ihracatımızın ithalatı karşılama oranı % 199 olmuş. Emek yoğun bu sektörde Türk ekonomisi dış ticaret fazlası yaratmaktadır ve başarılıdır. GÜLEN VERİ!
  • Bu gruptaki İmalat sanayi alt sektörünün, toplam ihracatımız içindeki payı % 32,  düşük teknolojili ihracatımız içindeki payı  % 84’dür.
  • Düşük teknoloji sektöründe imalat sanayi dışındaki diğer 5 sektör 456 milyar ABD doları tutarında dış ticaret açığı yaratmıştır. AĞLAYAN VERİ!
  • Yaratılan dış ticaret açığındaki en büyük pay 355 milyar ABD Doları ile madencilik ve taşocakçılığı sektörüne aittir. Dolayısıyla da bu sektör ihracatının ithalatı karşılama oranı % 8’de kalmıştır. AĞLAYAN VERİ!
  • Yukarıda da belirttiğimiz gibi petrol ve doğalgaz ithalatı meydana gelen bu  büyük açığın birinci nedeni durumundadır. Türkiye’nin son 17 yıldaki tüm ithalatının % 15’i ağırlıklı olarak petrol ve doğalgaz ithalatından kaynaklanırken,  petrol ve doğalgaz, düşük teknoloji sektöründeki ithalatımızın da % 46’sını oluşturmaktadır. Bu nedenle, ülkemizin düşük teknolojili ürün sektörü ihracatının ithalatı karşılama oranı % 78 de kalmakta ve aslında fazla yaratma potansiyeli olan bu sektör   dış ticaret açığı oluşturmaktan kurtulamamaktadır. Başka bir deyişle, Türkiye, aslında karşılaştırmalı üstünlüğe sahip olması gereken emek yoğun bu sektörde de dış ticaret fazlası verememektedir. AĞLAYAN VERİ!

 

Tablo 3, düşük teknoloji sektöründeki Türkiye yönünden  önemli diğer bir alt başlık  olan  imalat sanayinin düşük teknolojili kısmının detayını göstermektedir (Tablo 2’nin ilgili bölümü).

Düşük teknolojili  İmalat sanayi sektörünün alt başlıklarına  baktığımızda:

  • Giyim eşyası ve tekstil ürünleri alt sektörü 244 milyar ABD Dolarlık fazla yaratarak tüm sektörler içerisinde en fazla dış ticaret fazlası yaratan sektör durumundadır. GÜLEN VERİ!
  • Gıda ürünleri/ içecek/tütün 52 milyar ABD Dolarlık ve mobilyacılık 22 milyar ABD Dolarlık büyüklükler ile düşük teknoloji grubunda dış ticaret fazlası yaratan ikinci ve üçüncü büyük sektörlerimiz olmuşlardır. GÜLEN VERİ!
  • Bu veriler bize Türk ekonomisinin imalat sanayiinin emek yoğun ve düşük teknolojili alt sektörlerinde dış ticaret fazlası yaratabilir düzeyde olduğunu göstermektedir. GÜLEN VERİ!

Türkiye’nin bu alt sektörde dış ticaret fazlası yaratmaya devam edebilmesi için sektörün en önemli girdisi olan emek ücretlerinin, diğer ülke emek ücretlerine göre düşük düzeyde tutulabilmesine bağlı olacağı da açıktır (Emek yoğun sektörlerdeki rekabette emek ücretleri en önemli rekabet alanıdır). AĞLAYAN VERİ!

 

 

  

Grafik 5’de düşük teknolojili imalat sektörü ihracatının alt sektör paylarına bakıyoruz.

 

blank

Yukarıdaki Grafik 5 ve Tablo 3 verileri aşağıdaki tespitlere ulaşmamızı sağlamaktadır.

  • Bu gruptaki ihracatımızın en büyük kısmı 346 milyar ABD Doları ile giyim eşyası ve tekstil ürünlerine aittir. Payı % 63’dür.
  • Ardından 109 milyar ABD Doları ile gıda/içecek/tütün ürünleri, % 20 pay ve 58 milyar ABD Doları, % 11 pay ile mobilyacılık sektörleri gelmektedir.
  • Düşük teknolojili imalat sanayi alt başlıkları itibariyle ithalat rakamlarına baktığımızda ise bu gruptaki en büyük ithalat payının 102 milyar ABD Doları ile yine giyim eşyası ve tekstil ürünlerinden oluştuğunu anlıyoruz.

Yüksek  Teknoloji Yoğunluklu Dış Ticaretimize Yakın Bakış:

Tablo 4, yüksek teknoloji sektörü ithalat ve ihracat rakamlarımızın son 17 yıllık toplamını alt kırılımlı olarak göstermektedir.

  • Sektör, son 17 yılda 149 milyar ABD Doları dış ticaret açığı yaratmış. Sözkonusu açıkta en büyük katkıyı 59 milyar ABD Doları ile radyo, televizyon, haberleşme teçhizatı ve cihazları alt sektörü yapmış. Onun hemen ardından 49 milyar ABD Doları ile tıbbi aletler, hassas optik aletler ve saat sektörü gelmiş. AĞLAYAN VERİ!
  • Görüleceği gibi yüksek teknolojili alt sektörlerdeki ithalatı karşılama oranları da son derece düşük seviyelerde. AĞLAYAN VERİ!

 

 

 

Yüksek – Orta Teknolojili Dış Ticaretimize Yakın Bakış:

Tablo 5, yüksek – orta teknoloji sektörü rakamlarını alt kırılımlı olarak göstermektedir. Okuyucunun merak ettiğini sandığım, taşıt ve ulaşım araçlarının dış ticaret dengesine etkisinin 17 yıllık toplam sonucu   da bu bölümde  yer almaktadır.

Tabloda yer alan bilgileri özetleyelim:

  • Gelişmiş ekonomi olmaya giden yolun önemli bileşenlerinden biri olan bu sektör de son 17 yılda 187 milyar ABD Dolarlık açık ile  ciddi açık yaratan bir sektör durumundadır. AĞLAYAN VERİ!
  • Sözkonusu açığın 155 milyar ABD Dolarlık kısmı makine ve teçhizat, 32 milyar ABD Dolarlık kısmı ise motorlu kara taşıtı ve ulaşım araçları sektörlerinden kaynaklanmıştır.
  • Taşıt ve ulaşım aracı ihracatımızın yüksek – orta teknoloji ürün ihracatı içindeki payı % 56, tüm ihracatımız içindeki payı % 15,
  • Makine ve teçhizat sektörünün ithalatı karşılama oranı % 56, taşıt ve ulaşım araçlarının ithalatını karşılama oranı ise % 89,
  • Dolayısıyla, Türkiye’nin iddialı olduğu taşıt ve ulaştırma araçları sektörünün 17 yıllık süreçte dış ticaret açığı yaratmaktan kurtulamadığı açıktır. Sektörün ithalat bağımlılığı çok yüksek seviyededir.Türkiye’nin, öncelikle, ciddi yatırıma sahip olduğu taşıt ve ulaşım araçları sektöründe dış ticaret açığı yaratmaktan kurtulması gerekmektedir. Yani, bu sektördeki ihracatın ithalatı karşılama oranını % 100’ün üzerine çıkartabilmeliyiz (“Bunca yatırım alan, bunca istihdam yaratmasına rağmen, uluslararası rekabete bir Türk otomotiv markası bile katamayan bir sektör nasıl fazla verecek?” sorusu haklı bir sorudur. Bu sorunun cevabı gerçekten ulusal ekonomi politikası uygulamaktan geçmektedir.) AĞLAYAN VERİ!

 

Okuyucunun taşıt ve ulaşım araçları sektörü ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olmayı isteyebileceğini tahmin ediyorum. Bu nedenle, aşağıdaki 2 grafiği hazırladım.

Grafikler bize şunları söylüyor:

  • Grafik 8, taşıt ve ulaşım araçları sektörü ihracatının ithalatını karşılama, yani dış açık/fazla yaratma kapasitesini gösteriyor. 2000 Yılındaki % 35’lik noktadan başlayan 2 yıllık bir yükseliş ile 2002 yılındaki % 107’lik fazla verilen birinci zirveye ulaşılmış. Ardından, 2008 yılındaki % 122’lik en büyük zirve öncesi, 2004 – 2008 arasındaki yükseliş trendi oluşmuş. Son olarak, 2009’dan 2016’ya kadar süren dalgalı bir düşüş trendi var. 2016 Yılındaki son oran  ise % 86.
  • Grafik 9, taşıt ve ulaşım araçları ihracatının toplam ihracatımız içindeki payının, 2000 yılındaki % 35’lik seviyesinden başlayan ve 2008 yılındaki % 122’lik zirve noktasına kadar süren 8 yıllık dalgalı bir yükseliş trendinin ardından; 2016 yılındaki % 86’lık seviyelere kadar süren bir düşüş trendi oluşturduğunu görüyoruz.
  • Sonuçta; her iki grafiğin gösterdiği gibi otomotiv sanayimiz kalıcı olarak dış ticaret fazlası yaratır ya da en azından dış ticarette ithalat – ihracat dengesini oluşturur noktaya gelememiş   2008 Yılından sonraki süreçte bu konudaki performansında bir  zayıflama olduğu da açık. AĞLAYAN VERİ!

 

 

Düşük – Orta Teknolojili Dış Ticaretimize Yakın Bakış:

Tablo 6 bize düşük – orta teknoloji sektörünün 17 yıllık sonucunu alt kırılımlı olarak gösteriyor.

  • Düşük – orta teknoloji sektörünün son 17 yıllık dış ticaret açığı 419 milyar ABD Doları olmuş. Bu açık, aynı zamanda Türkiye’nin bu dönemdeki bütün dış ticaret açığının % 45’ini oluşturuyor. AĞLAYAN VERİ!
  • Sözkonusu açığın oluşmasına en fazla katkı yapan sektörler, kimyasal madde ve ürünler 299 milyar ABD Doları, kok kömürü/rafine petrol ürünleri/nükleer yakıtlar 107 milyar ABD Doları,ana metal sanayi 84 milyar ABD Doları. AĞLAYAN VERİ!
  • Dış ticaret açığını, yarattığı fazla ile kısmen azaltan alt sektörler ise  metalik olmayan diğer mineral ürünler 31 milyar ABD Doları, metal eşya sanayi 23 milyar ABD Doları, plastik ve kauçuk ürünleri 17 milyar ABD Doları. GÜLEN VERİ!
  • Önümüzdeki yıllarda, Türkiye’nin sanayileşme ve enerji politikası gereği mevcut ve halen yapımı devam eden termik/ nükleer santrallerin, diğer fosil yakıt türlerinin yanısıra, “kok kömürü, rafine edilmiş petrol ürünleri ve nükleer yakıt” alt kalemindeki dış ticaret açığını büyütecek etki yapabileceği de tahmin edilebilir. AĞLAYAN VERİ!

 

Son Söz:

Umduğumdan uzun bir yazı oldu. Daha fazla uzatarak okuyucuyu sıkmak  istemiyorum. Aynı nedenle, yazı içindeki tespitlere burada bir kez daha yer vermiyorum.

Saydım; 5 tespit için  GÜLEN VERİ!,  21 tespit için  AĞLAYAN VERİ! değerlendirmesi yapmışım. Önümüzdeki dönemde, Türk ekonomisi ile ilgili olumlu verilerin artmasını diliyorum.

Gelişmiş ve gelişmemiş (gelişmekte olan vb) ekonomilerin birlikte var olduğu günümüz dünya ekonomik arenasında, gelişmiş ekonomilerin ve özellikle “Batılı emperyal ekonomik güçlerin, dayattıkları neo kapitalist politikalar aracılığıyla,  Türkiye gibi ulusal ekonomilerin  hızlı gelişmesine, çoğunlukla destek yerine köstek olduklarını” temel ekonomik kalkınma argümanlarından biri olarak öngörmek durumundayız.

En azından,  milli ekonomilerin kalkınmış/gelişmiş hale gelme süreçlerinin, bu tür ülke ekonomilerinin bir kısmında, ekonomiyi yöneten ulusal güç merkezleri kontrol altına alınmak ve ulusal ekonomik menfaatler dışlanmak suretiyle,  en basitinden  kaynak israfına yol açılarak uzatılabildiğini kabul etmeliyiz.

Uluslarüstü ekonomik unsurlar (Şirketler, kuruluşlar, devletler) tarafından, kendi çıkarları doğrultusunda  uzatılan ve engellenen gelişen ülkelerdeki ulusal kalkınma  süreçleri, ulusal güç unsurları  tarafından,  ulusal ekonomik çıkarlar doğrultusunda yönetilemediğinde,   gelişen ulusal ekonomilerin kısmen veya tamamen dış güçlerin  kontrolüne girmesi ve  ulus dışı ekonomik unsurlara artı değer  sağlayan bir noktada sabitlenmesi sonucu doğabilir. Bu nedenle, az gelişmiş veya gelişmekte olan ulusal ekonomilerin hızlı ve dengeli kalkınmasının yolunun ulusal devlet destekli karma (Bütün ekonomiler karmadır, sadece devlet ve özel sektörün göreli payları değişkendir demogojilerine düşmeden) ve planlı/yönlendirici  ekonomiden geçtiğine inanıyorum. Ancak, böyle bir model, Türkiye gibi  ülkelerin kalkınmada eksikliğini duyduğu sermaye ve teknoloji üretilmesi sürecinin  ulusal güç odaklarının tam kontrolünde yürütülmesini sağlayabilir. Dolayısıyla,  ekonomik gelişmenin “Bir ulusal öncelikli kalkınma projesi”   kapsamında hızlı ve sürekli olacak şekilde ulus devlet tarafından yönlendirilmesi kaynak etkinliğinin sağlanması bakımından yaşamsal önemdedir.

 Bu başarılamadığında,  ulus dışı çıkar önceliklendirmeleri, ulusal ekonomik çıkar önceliklendirmelerinin önüne geçebilir. Sonuçta da, ulusal ekonomiler yönünden zaten kıt olan ulusal kaynakların etkin kullanımı yerine, israfına yol açılmış olur.

Gelişmiş dünya ülkelerinin kalkınma hikayeleri ortadadır. Türkiye, bu konuda başarılı olan ülke deneyimlerini doğru analiz ederek ulusal ekonomisi için kalkınmada en hızlı ve israfa yol açmayan yapıyı kurmayı başarmalıdır. Ne yazık ki,  Türkiye  kalkınma yolunda benzer durumdaki ülkelerin bir kısmına göre kaynak/teknoloji yaratmada ve uygun nitelikte insan yetiştirmede yapısal sorunlara takılmış gibi görünmektedir. Kalkınma öncelikli ekonomik hikayemiz, ekonomimiz üzerinde gayrı milli unsurların kontrolünün arttığı ve dolayısıyla da milli ekonomik değer yaratma sürecinin gayrı millileştiği bir ekonomik hikayeye dönüşme tehlikesinin ciddileştiği bir noktaya gelmiştir.

Bunları yazdığımda, sadece, teknoloji yoğun imalat sanayi sektörlerini anlatmak istediğim sanılmasın. Düşük teknolojili sektörlerde de “Ulusal öncelikli kalkınma” adına yapılabilecek o kadar çok şey var ki!

Örnek, verimli tarımsal ovalarınızı şehirleşme ve sanayileşmeye kurban etmeyeceksiniz. Biri diğerinin alternatifi olmak zorunda değil. Ulusal ekonominizin karşılaştırmalı rekabet avantajı yaratacağı ürünsel ve bölgesel etkinlikler envanteriniz olacak. Ulusal kalkınma projeniz dediğimiz, sadece ulusal sanayi demek değildir. Türkiye’nin hayvancılığı çökertilmiş durumda. Büyükbaş ve küçükbaş hayvan sayılarımız on yıllardır sürekli gerilemekte. Oysa, nüfusumuz artıyor. Günümüz dünya ekonomisinde yükselen değer olan doğal/organik tarım konusunda Türkiye’deki gelişme ne yazık ki çok yetersiz seviyelerde. Birleşmiş Milletler 2050 yılında gıda ve tarım sektörünün en stratejik sektörlerden biri durumunda olacağını açıkladı.  Dünya nüfusu 9 milyarlara doğru gidiyor ve doğal tarımsal gıda gerçekten değerli bir hale geliyor. Çünkü, doğal tarımsal gıdanın sağlık harcamalarının düşük seviyelerde tutulabilmesi için gerekli  en temel unsur olduğu anlaşıldı. Sonra, ulusal önceliklendirilmiş enerji politikanız olacak ve dışa bağımlı enerjiden kurtulmanızı sağlayacak. Türkiye en az 45 yıldır konuştuğu nükleer santralı hala yapamadı. Ulusal ekonomik çıkarınıza değilse hiç yapmayacaksınız. Çıkarınıza ise çoktan işletimde olmalıydı, hem de birden fazlası  vb…

Türkiye, kalkınma ekonomisi kavramını ciddi biçimde ele alarak,  ders notlarının teorik sayfalarından gerçek ulusal ekonomisinin tam odağına konumlandırmayı ve okullarında adam gibi ulusal kalkınma ekonomisi öğretisini okutmayı başaramadıkça, korkarım ki,  bizler daha yıllarca dış ticaret açığı veren kalkınamamış ekonomimizi yazmaktan, Türk girişimcisi (Bazen de devleti) de üç – beş paraya şirketini yabancı emperyal güçlere satmayı başarı saymaktan kurtulamayacağız.

 

 

blank

blank
A.Can Ayışık