ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİ

ŞEYH SAİD İSYANI

Last Updated on 27/02/2024 by ahmet can ayışık

blank

 

Şeyh Said İsyanı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan kısa bir süre sonra ortaya çıkan ilk büyük isyandır. Diyarbakır ili Eğil nahiyesine bağlı Piran köyünde, 13 Şubat 1925 tarihinde, asker kaçaklarını saklayan Şeyh Said’in kardeşi Şeyh Abdurrahim tarafından kaçakların askeri birliğe teslim edilmesi talebine silahla verilen karşılık sonucunda çıkan çatışmayla başlayan bu ayaklanma kısa sürede yaygınlaşarak birçok bölgeye yayılmıştır. Şeyh Said, bölge halkını İslam dini adına ayaklanmaya çağıran bir bildiri yayınlayarak isyana katılmaya davet etmiştir. 

Milli mücadele döneminde Osmanlı hükümeti ve İngiliz destekli olarak Anadolu’da çıkartılan çeşitli ayaklanmalar Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasından itibaren Anadolu hükümetinin otoritesini ve Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılan Kurtuluş Savaşı’nı zaman zaman büyük tehlikeye düşürmüştür.

Hatırlamak için yazarsak: Şeyh Eşref ayaklanması (26 Ekim–24 Aralık 1919), Bozkır ayaklanmaları (27 Eylül- 4 Ekim ve 20 Ekim- 4 Kasım 1919), Aznavur ayaklanmaları (1 Ekim- 25 Kasım 1919 ve 16 Şubat–16 Nisan 1920), Düzce ayaklanmaları (13 Nisan- 31 Mayıs ve 8 Ağustos- 23 Eylül 1920), Yozgat ayaklanmaları (15 Mayıs–27 Ağustos ve 5 Eylül- 30 Aralık 1920), Zile ayaklanması (Mayıs- 21 Haziran 1920), Konya ayaklanması ( 2 Ekim-15 Kasım 1920), Milli Aşireti ayaklanması (Haziran- Eylül 1920), Koçgiri ayaklanması (6 Mart- 18 Haziran 1921) en önemlileridir.

Milli mücadelenin başarıyla sonuçlandırılmasından sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atılması sırasında da yine bir takım isyanlar meydana gelmiştir. Cumhuriyet dönemindeki isyanların, yeni Türkiye Cumhuriyeti devletinin özellikle dış siyasetindeki en bunalımlı dönemlere uyumlu zamanlamalarda ortaya çıktığı dikkat çekmektedir.

Bunlardan, 1924 yılının Eylül ayında başlayan Nasturi ve Kürt isyanları Türkiye ile İngiltere arasında sorun olan Musul konusu önem kazandığı bir döneme denk gelmişlerdir. Dolayısıyla, Musul’u İngilizlerden isteyen Türk Hükümetine karşı İngilizlerin ülkede bir iç sorun yaratma yolunu düşünmüş olmaları yüksek ihtimaldir. 1924 yılında Nasturi Kürt isyanının çıkartılması ve  daha sonra Milletler Cemiyeti Konseyi’nin yerinde incelemeler yapmakla görevlendirdiği üç kişilik İnceleme Komisyonu’nun Musul’da göreve başladığı 11 Şubat 1925 tarihinden iki gün sonra (13 Şubat 1925’te) Doğu Anadolu’da Şeyh Said İsyanı’nın  çıkmış olması, dış güçler, özellikle İngilizler tarafından organize edilmiş olma ihtimalini güçlendirmektedir.

Şeyh Said isyanının niteliği üzerinde araştırmacılar arasında fikir birliği bulunmamaktadır. Dini ve milli motiflerin yan yana işlendiği bu isyanın çıkış sebebi olarak, hükümetin iskan siyaseti, hilafetin kaldırılması, Kürtçenin yasaklanması ve yöredeki idarecilerin Türk kökenli oluşları gibi sebepler ortaya konulmaktadır.

Diğer yandan, Şeyh Said isyanını değerlendiren kimi yazarların isyanın dini nitelikli olduğunu savunduğu, kimi yazarların ise bu isyanın ulusal/etnik nitelik taşıdığı yönünde değerlendirmeler yapmak suretiyle ideolojileri doğrultusunda sözkonusu isyanı değerlendirdikleri görülmektedir.

Şeyh Said olayının Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile ilgisini ve niteliğini İsmet İnönü’den öğrenmek isteyen A.İpekçinin sormuş olduğu soruya İsmet İnönü: “ Doğu isyanı ile Terakkiperver Cumhuriyet Halk Fırkasının doğrudan doğruya ilişkisi çıkmadığı meydanda. Doğu isyanı bir irtica idi. O zaman siyasi hayat karışık idi, Cumhuriyetin devlet üzerine getirdiği değişiklikler geniş tepkilere neden olmuştu. Doğu isyanı bunun neticesidir. Rejimin kaderi Şark isyanında, iç politikada ve savaş meydanında kesin ve müspet bir netice almaya bağlıydı. Böyle almıştık biz meseleyi…” şeklinde olayı anlatarak isyanın bir irticai olay olduğunu, Cumhuriyete ve getirdiği devlet düzenine bir tepki olduğunu belirtmiştir. Şevket Süreyya Aydemir’e göre de ayaklanma bir Kürt isyanı olmayıp dini bir hareket olarak, bir halk hareketi değil de beyler ve şeyhlerin isyanı olarak değerlendirilmektedir.

Ancak, İstiklal Mahkemeleri kitabı yazarı Prof.Dr.Ergün Aybars’ın değerlendirmesi bundan farklıdır:

“Şeyh Sait ayaklanması, Doğu Anadolu Bölgesinde çıkan diğer ayaklanmalardan hazırlanışı, uygulanışı ve sonuçları bakımından farklılık göstermektedir. Cumhuriyete ve onun getirdiği ilkelere karşı başlatılan bu ayaklanma feodal çıkarların devamı için bir yönüyle teokratik düzenin savunmasını yapmak, hilafeti yeniden kurmak ve saltanatı geri getirmek, diğer taraftan da bu hareketin içinde gizlenmiş olan bağımsız bir Kürdistan kurmak amacını güden ve İngilizlerin tahrikiyle çıkmış tehlikeli bir ayaklanmadır.”

Şeyh Said ayaklanmasını irdelerken dönemin toplumsal koşullarının iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Sina Akşin’e göre:

“Türk toplumu 1908 “burjuva demokratik devrimi”ne karşın 1920’lerde hala Ortaçağ toplumu görünümündeydi. Türkler arasındaki feodal düzen şeyhler ve ağaların önderliğiyle yürütülüyordu. Şeyhler dinsel önder, ağalar ise toprak sahibi feodal güçlerdi. Bu yapının doğal önderi olan padişah, Halife sıfatıyla şeyhlerin lideri, padişah olarak da ağaların önderiydi. Halk ise yurttaş değil kuldu. Kul efendisine kayıtsız şartsız bağlı olmak durumundaydı. Yani padişahın buyruğu onlar için mutlak itaat edilmesi gereken bir buyruk olduğundan savaşmama emrini alan kullar savaşmayacak, düşmana karşı koymayacaktı. İsyanları olanaklı hale getiren toplumbilimsel ideolojik altyapı bu şekildeydi.”

Behçet Cemal ise Şeyh Sait İsyanı kitabında durumu şöyle özetler:

“Cumhuriyetin ilanından bir süre önce dağılmış olan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin önde gelenlerinden Seyit Abdülkadir, Ceyranlı Hüsnan, Cibranlı Halit, Hacı Musa ve eski milletvekillerinden Yusuf Ziya ve ailelerinin katıldığı gizli bir komite kurarak “bağımsız Kürdistan” için çalışmalara başlamıştı. Hınıs’ta oturan Şeyh Sait ve ailesi de Yusuf Ziya’nın aracılığıyla bu örgüte katılmıştı. Bağımsız Kürdistan mücadelesi için Cibranlı Halit Bey tarafından “Kürt Azadi Örgütü” kurulmuştu. Örgüt, İngiltere’nin Bağdat’taki yüksek komiserliği ile bağlantı içindeydi. Yüksek Komiser Henri Dobbs’un 1924 yılında Londra’ya gönderdiği raporlarda, Doğu Anadolu’da geniş kapsamlı bir Kürt ayaklanmasının çıkabileceği olasılığından söz ediliyordu. Ayrıca örgütün, Kürt Teali Cemiyeti’nin başkanı olan Seyit Abdülkadir aracılığıyla İstanbul’daki İngiliz Büyükelçiliği dragomanı Andrew Ryan ile de ilişkileri vardı. Bu örgütün üyelerinden Yusuf Ziya, Hacı Musa ve Cibranlı Halit beyler ve bazı arkadaşları, 1924’teki Nasturi İsyanı nedeniyle tutuklanıp mahkûm olmuşlardı. Bu sırada Şeyh Sait, tanıklığına gerek duyularak Bitlis Harp Divanı’na çağrılmıştı. Fakat yaşlı ve hasta olduğunu ileri sürerek mahkemeye gitmeyen Şeyh Sait’in ifadesi Hınıs’ta alınmıştı. Bunun üzerine Şeyh Sait, bir taraftan oğlunu İstanbul’a gönderirken diğer taraftan Diyarbakır, Çapakçur, Ergani ve Genç dolaylarında bir ay kadar dolaştıktan sonra 13 Şubat 1925’te isyanı başlatacağı Piran köyüne gelerek kardeşinin evine yerleşmişti. Plana göre doğuda isyan başlayınca Batı Anadolu’da ve İstanbul’da da hilafetçi ayaklanmalar çıkarılacaktı. Böylece Ankara iki ateş arasında kalacaktı. Bu sırada kaçak halife Vahdettin İstanbul’a getirilecekti. Vahdettin taraftarları karşıdevrim hazırlıklarına çoktan başlamıştı; “Hilafet Komitesi” adlı bir komite, Cumhuriyet’e karşı halkı kışkırtıyordu. Bu komite, Şeyh Sait ve Seyit Abdülkadir ile anlaşmıştı.”

Şeyh Said İsyanı’nın isyancılar açısından temel ortaya çıkma gerekçesi, laiklik düşüncesinin ve hilafetin kaldırılmasının toplumun bazı kesimlerinde yarattığı rahatsızlık olarak görülse de yanısıra, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve Osmanlı Devleti’nin tarihe karışmasıyla birlikte toplum içerisindeki bir kısım ayrılık yanlısı grupların, kendilerini Türk milletinin fertlerinden ayrı görerek bağımsızlık peşine düşmelerinin de isyanın sebepleri arasında değerlendirilmesi yerinde olur.

ŞEYH SAİD’İN KİMLİĞİ

Şeyh Said, 1865 yılında Şeyh Mahmut Feyzi’nin yedi çocuğundan biri olarak Elazığ’ın Palu ilçesinde dünyaya gelmiştir. Dedesi Şeyh Ali Septi, Doğu Anadolu’da Nakşibendi tarikatının ve aynı zamanda Malatya, Elazığ, Erzurum, Bingöl ve Muş illerinde bulunan medreselerinin yöneticisidir. Şeyh Said’in dedesi Şeyh Ali Septi, 200 yıl kadar önce Diyarbakır’ın Septi köyünden gelerek Palu’nun Kasımiye mahallesine yerleşmiş ve şeyhliğine burada devam etmeye başlamıştır. Bir süre sonra nüfuz meselesinden dolayı çevredeki ağa ve beyler ile arası açılarak Erzurum’un Hınıs ilçesine göçmek durumunda kalmıştır.

Şeyh Said henüz bir yaşındayken babası Şeyh Mahmut Feyzi, ailesi ile birlikte Erzurum’un Hınıs ilçesine yerleşmiştir. İlk eğitimini babası ve dedesi tarafından tasavvuf ilmi üzerine alan Şeyh Said, Arapça, Farsça, Kürtçe ve Zazaca dilleri ile dini ilimler, filoloji, sosyoloji, matematik, astronomi ve felsefe alanlarında da eğitim görmüştür. Şeyh Said, hayatı boyunca toplamda üç defa evlenmiştir. İlk evliliği olan Emine hanımdan üç erkek dört kız olmak üzere toplam yedi çocuğu olmuştur. Hanımı vefat ettikten sonra Miralay Halit Bey’in kız kardeşi Fatma Hanım ile evlenmiş ve kendisinden de Ahmet isminde bir oğlu olmuştur. Diğer bir hanımı olan Nazife hanımdan ise Azize ve Abdulhalik isminde iki çocuğu daha dünyaya gelmiştir. 

Şeyh Said, köklü ve varlıklı bir ailenin üyesiydi. Toplum içinde önemli bir saygınlığı ve otoritesi vardı. Aynı zamanda, kendisine bağlı birçok aşiretin de reisi konumundaydı. Varlıklıydı, ticaretle ilgilenmekteydi. Dedesinin de şeyhliğini yaptığı Nakşibendi tarikatının yöneticisiydi. İsyanı başlattığında 60’lı yaşlarındaydı.  Böyle bir profile sahip bir kişinin isyana neden öncülük ettiği konusunda çeşitli şüpheler vardır.

Bakınız Cumhuriyet Gazetesi yazarı Yusuf Mazhar’ın 19 Mayıs 1925 tarihli yazısında kendisiyle ilgili hangi yorumlara yer verilmiş:

“Şeyh Said çok zengin olduğu gibi Zazalar ve Kürtler arasında büyük bir nüfuza sahipti. İsyanı tertip edenler de sırf bu yüzden Şeyh Said’i isyanın başına geçirmeyi faydalı bulmuşlardı. Diğer bir hakikatte Şeyh Sait’in başlı başına isyan edecek durumda olmamasıdır. Şeyhi isyandan önce tanıyanlar Sait’in din, mezhep, siyaset ve hükümet ile alakasının hiçbir zaman koyun sürülerinden daha fazla olmadığını söylerler. Şeyh Sait bu bolluk ve rahatlık içerisinde hayatının son günlerinde niçin böyle bir olayın içerisine girip hükümetin başına dert açmak istesin ki? Bunun nedenini uzun bir olaylar zincirinde bulmak mümkündür”

O zaman gelin isyan dönemindeki iç ve dış koşullara bir bakalım.

İSYANIN ÇEVRESEL KOŞULLARI

Dış Koşullar

İsyanın başladığı dönemde gerçekleşen Lozan Barış Antlaşması, yeni kurulan Cumhuriyetin Türk dış politikasında dengeleri yeniden oluşturma gayretlerine sahne olmuştur. Antlaşma kapsamında çözümlenemeyen Musul, Mübadele Sorunu ve Osmanlı Borçlarının Taksimi gibi siyasi ve ekonomik çok önemli olayların müzakereler yoluyla çözümünde Türk Hükümeti, özellikle Misak-ı Milli hükümlerini gerçekleştirmek bakımından Musul’un Türkiye’ye iadesi konusunda oldukça kararlı bir duruş sergilemiştir. İngiltere ise Türk hükümetine bu konuda taviz vermeme kararlılığında olmuştur. Musul’un ırk, din ve millet yönünden kendisine bağlı olması gerektiği görüşünü savunan Türkiye de Musul’un kendisine verilmesinde direnmiştir. Türkiye, bu görüşünü kanıtlamak için bir soruşturma komisyonunun oluşturulmasını istemiştir. Türkiye’nin böyle bir komisyonun oluşturulmasını isteme sebebi, bu komisyonun yapacağı araştırmanın sonucunun kendi lehine çıkacağı düşüncesidir. Farklı görüşlerin tartışılması sonucunda Milletler Cemiyeti, sorunun uluslararası bir komisyonun gözetiminde yapılacak halk oylaması ile çözümüne karar vermiştir.

İngiltere, sürekli olarak sözkonusu halk oylaması sürecinde sorunun kendi görüşleri doğrultusunda Türkiye aleyhine çözülmesi için çabalamıştır. Aslında Türk istihbaratı, Şeyh Sait’in ayaklanma girişimini ve bu girişimde İngilizlerin gayretleri olduğunu beş ay önceden yani 1924 yılı sonbaharından itibaren bilmektedir.

İsyanın ortaya çıkmasındaki diğer bir dış etkenin de bölgede Ermeniler ve Nesturilerin varlığı olduğu dikkate alınmalıdır. Ermeniler, Doğu Anadolu’da bağımsız Büyük Ermenistan Devleti’ni kurmak amacıyla şeriatı ve dini meseleleri ön plana çıkartarak Kürtleri ve Doğu Anadolu’da yaşayan Ermeni komitelerini isyana teşvik etmiştir. İsyanın çıktığı bölgede ele geçen deliller bu düşüncede doğruluk payı olduğunu göstermiştir.

Sevr Antlaşması’nı yırtıp çöpe atan Lozan Antlaşması ile kendilerine Sevr Antlaşması sürecinde verilmiş bulunan sözlerin artık yerine getirilme şansı kalmadığının anlaşılmasından, hem bu sözlerin lehdarı olan hem de bu sözleri veren unsurlar doğal olarak son derece rahatsız olmuşlardır.

 

İç Koşullar

Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimi altında bulunan Kürt aşiretlerin, özellikle 19. yüzyılda devletin her zor döneminde imparatorluğun nüfuzundan kendilerini kurtarmaya yönelik eylemlerde bulunduklarını biliyoruz. Sözkonusu eylemler arasında 1828-1829 Türk-Rus Savaşı, 1834’te Bulgar bağımsızlık isyanı, 1880 ve izleyen yıllardaki bağımsızlıkçı ayaklanma girişimleri sayılabilir. Kürtlerin bağımsızlık talepleri özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup tarafta yer almasından sonra daha kararlı bir şekilde ortaya çıkmış, Osmanlı’nın karşısında yer alan her emperyal güç bölgede mevcut hassas yapıdan kendi çıkarına yararlanmaya yönelik politikalar izlemiştir.

Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi kitabında şöyle yazar:

“Anadolu’da Müslüman nüfusun önemli bir kısmını oluşturan Kürtler’in milliyetçiliği bölgedeki ideolojiler arasında yeni sayılabilirdi. Kürtler, aşiret çizgileri doğrultusunda bölünmüşlerdi ve Kürt beylerinin II. Mahmut döneminde bastırılmasından sonra Kürt toplumu artan biçimde parçalanmıştı. II. Abdülhamit, Hamidiye Alayları ile onların savaşçılıklarından yararlanmış, Jön Türkler Hamidiye Alaylarını kaldırmış, fakat kısa süre sonra kamu düzenine ait sorunlar artınca milis güçler biçiminde yeniden aktif hale getirilmişlerdi. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Kürt Teavün Cemiyeti başta olmak üzere bazı Kürt cemiyetleri kuruldu. Dinde reform yanlısı olan Said-i Nursi de bu cemiyetin üyesiydi.”

Bu kapsamda, I. Dünya Savaşı’nda Rusya’nın desteğini alan Ermeniler de Doğu Anadolu’da isyanlar çıkartarak bu bölgedeki halka büyük zararlar vermişlerdir. I. Dünya Savaşı sona erdiğinde Osmanlı Devleti’nin parçalanmasıyla bazı Kürt gruplar bağımsızlık hareketlerine girişmiştir. Örneğin, bu amaçla kurulmuş olan, milli varlığa zararlı cemiyetler içinde yer alan ve merkezi İstanbul’da bulunan Kürt Teali Cemiyeti adındaki birlik tamamen bu bağımsızlık hareketleri kapsamında faaliyet göstermiştir. Bu cemiyetin o zamanki en büyük destekçisi durumundaki İngilizlerin amacı ise Anadolu’da İngiltere’ye bağlı bir Kürt devleti kurulmasıydı.

İsyanın iç nedenleri ile ilgili dönemin Başbakanı Fethi (Okyar) Bey, isyan sırasında edindiği bilgileri Meclis’te paylaşarak: “İsyancıların üzerinden çıkan mektuplardan, bölgede bulunan birçok vatandaşın devlet tarafından öldürüleceği yönündeki haberlerle Türkiye Cumhuriyeti hükümeti aleyhinde kara propaganda yapıldığının anlaşıldığını” söylemiştir.

Şeyh Said yanlılarınca dağıtılan bildiri ve mektuplardan anlaşılan diğer bir husus, Şeyh Said’in “dinin elden gittiği” yönündeki söylemleridir. Şeyh Said, bu isyanda pay sahibi olmasının sebebinin “din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasına olan karşıtlığı” olduğunu iddia etmiştir. Bu görüşünü İstiklal Mahkemesi’nde de belirterek; “Din elden gidiyor” ve “Tanrı Devleti” gibi söylemlerle dini kurallara dayanan bir devlet yönetimi istediğini ifade etmiştir.

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçekleştirdiği devrimlerin, din ve devlet işlerinin ayrılmasının, hilafetin kaldırılmasının bir kısım toplum kesimlerinde tepkiyle karşılandığı bilinmektedir. Tam da bu nedenle, isyanın görünen yüzünde dinin devlet işlerinden ayrılmasına gösterilen tepkinin yer alması şaşırtıcı olmamalıdır.

İsyan, başlangıçta dini içerikli olarak ortaya çıkmasına rağmen, bölgedeki bazı grupların da isyan hareketine katılmasıyla genişlik kazanarak etnik ve siyasi bir isyan hareketine dönüşmüştür. Şeyh Said’in, yargılanma sürecindeki ifadelerinde din ve halifelik için yola çıktığını söylemesine rağmen, kendisi gibi düşünmeyen ve isyana siyasi amaçla katılanların da var olduğu anlaşılmaktadır.

Dönem gazetelerinden Hâkimiyet-i Milliye ise Şeyh Said’i bir “eşkıya reisi” olarak nitelemekte ve faaliyetleri hakkında etnik bir kimlik belirtmemektedir. Gazetede, isyanın kolluk güçlerinin başlangıçtaki müdahalesinin yetersiz kalmasından dolayı büyüdüğü belirtilerek on beş bin civarında isyancının Diyarbakır’dan Elazığ’a kadar olan bölgede faaliyet yürüttüğünün ifade edilmesiyle yetinildiği görülmektedir.

İSYANIN BAŞLAMASI

Şeyh Said, Nakşibendi tarikatının da şeyhi olduğu için Piran’da büyük bir nüfuza sahip bir kişiliktir. İsyan öncesi dönemde Şeyh Said, çevreyi dolaşmakta, gittiği yerlerde devlet ve hükümeti kötüleyen propagandalar yapmaktadır. Zamanın hükümeti ile arası iyi olmayan aşiret reisleriyle de görüşmeler yapmaktadır. Piran’a geldiği gün, altı asker kaçağını arayan Jandarma birliği, kaçakların Piran köyünde olduğu istihbaratını almıştır. Teğmen Hasan Hüsnü ve Teğmen Mustafa idaresinde bulunan Jandarma Birlikleri, haberin alınmasından sonra Piran köyüne doğru harekete geçmiştir. Kaçakların Şeyh Sait’in kardeşi Şeyh Abdürrahim’in elinde olduğunu öğrenen Jandarma birlikleri, Şeyh Said’e haber göndererek kaçakların teslim edilmesini istemiştir. Abdürrahim kaçakları teslim etmeyerek adamlarına Jandarma birliğine saldırı emri vermiş ve Jandarma ile çatışmaya girmiştir. Yaşanan çatışmada jandarma birliği bir şehit ve iki yaralı vermiştir. Böylelikle Şeyh Sait İsyanı 13 Şubat 1925 tarihinde fiilen başlamıştır.

Cons Mol’ün Londra Konferansındaki Meselelerden Anadolu’da Türkiye Yaşayacak mı? Yaşamayacak mı? yapıtından alıntılayalım:

“…Şubat 1925‟te, Güneydoğu Anadolu’da birkaç gün içinde tehdit edici boyutlara ulaşan isyan, denizden ve önemli şehirlerden uzaklığı dolayısıyla İmparatorluğun fiili olarak ulaşamadığı, Türkiye’nin en gerisindeki bölgede meydana gelmişti. Burası, yaşayanların çoğunun göçebe, çoban ya da savaşçı olduğu oldukça dağlık bir bölgeydi. Feodal liderlerin önemli ölçüde bağımsız bir yapı elde ettiği ve kendi adlarına vergi topladıkları alanlardı. Kısaca Osmanlı Kürdistanında yaşam medeniyetten ve bilimin sağladığı yararlardan uzak, adeta Ortaçağ koşullarındaydı. Sultan, Kürtlerin savaşçılıklarını, onları bölgedeki Hıristiyanlara, Ermeni ve Nasturilere karşı kullanarak canlandırmıştı. Lozan Barışı bölgede bağımsızlık hayalleri kuran feodal güçler için yıkım olmuştu. Ankara Hükümetinin laik eğilimleri, saltanat ve hilafetin kaldırılması, diğer dine karşı uygulamalar bölgede yaşayanların kızgınlığına yol açmıştı.”

13 Şubat 1925’te Diyarbakır’ın Eğil bucağına bağlı Piran (Dicle) köyünde başlayan isyan,  Şeyh Said’in emriyle telefon ve telgraf hatlarının kesilmesi, 16 Şubat’ta Dara­hini’nin (Genç) ele geçirilerek vali, jandarma komutanı ve diğer görevlilerin esir alınmasıyla devam etmiştir. Çapakçur (Bingöl), Muş ve Diyarbakır olmak üzere üç cepheden saldıran isyancıların Diyarbakır cephesi komutanlığını Şeyh Said üstlenmiştir. 21 Şubat’ta Lice, 23 Şubat’ta Çapakçur (Bingöl) ve Palu, 24 Şubat’ta Elazığ isyancıların eline geçmiştir. İsyancılar ele geçirdikleri kentleri yağmalar, jandarmayı ve devlet görevlilerini esir alırlar. 7 Mart’ta Şeyh Said’in emrindeki beş bin silahlı aşiret mensubu üç koldan Diyarbakır’a saldırır. Ordu Müfettişi Kâzım (Orbay) Paşa, Vali Cemal (Bardakçı) Bey ve Kolordu Komutanı Mürsel (Bakü) Paşa tarafından yapılan savunmaya Diyarbakır halkı da katılır. İsyancılar bir ara kente girmeyi başarsa da geri püskürtülür. 8 Mart’ta Diyarbakır kurtarılır. Ancak Varto, Bulanık ve Malazgirt’in de isyancıların eline geçmesiyle 12 Mart’ta isyan en geniş sınırlarına ulaşır. 24 Mart 1925’te Türk ordusu tenkil harekâtına başlar. 26 Mart’ta Varto, 27 Mart’ta Piran (Dicle) ve Maden, 1 Nisan’da Lice ve Silvan, 2 Nisan’da Hani, 4 Nisan’da Palu, Bulanık ve Malazgirt, 8 Nisan’da Kulp ve Çapakçur (Bingöl), 12 Nisan’da ise Darahini (Genç) isyancılardan temizlenir. (İhsan Şerif Kaymaz, “Şeyh Sait Ayaklanması”, ataturkansiklopedisi.gov.tr)   

İsyanın elebaşlarından Şeyh Sait ve Seyit Abdülkadir yakalanmış, İsyan Bölgesi İstiklal Mahkemesi, 23 Mayıs 1925’te Seyit Abdülkadir ve 5 arkadaşını, 28 Haziran 1925’te de Şeyh Sait ve 46 arkadaşını idamla cezalandırmıştır. (Ergun Aybars, İstiklal Mahkemeleri, Ankara, 2009, s. 241, 253-254)

Yakalanan Şeyh Said’in yargılanırken söyledikleri de isyanın niteliği konusunda açıklayıcıdır. Mahkeme başkanı ile Şeyh Said arasında geçen konuşmaların bir bölümü şöyledir:

(Soru: Mahkeme Başkanı, cevap: Şeyh Sait)

Soru: “Niye isyan ettin?”

Cevap: “Medreselerde fıkıh okudum… Şeriat hükümleri uygulanmazsa kıyam vaciptir. Kaza ve kader beni buraya sevk etti… Binaenaleyh şeriatımız yolunda ölürsek dinsiz gitmeyiz!”

Soru: “Yunan ordusu İslamiyetin merkezini ayaklar altına almışken cihadın farzlarını niye yerine getirmediniz?”

Cevap: “O zaman muhacirdik ve perişan haldeydik! Vaktimiz yoktu!”

Soru: “Din hükümlerinin zedelendiğini söylerken neyi kasettiniz?”

Cevap: “İçki yasağı kaldırıldı.”

Soru: “‘İslama kılıç çeken İslam değildir’ hadisinden haberiniz yok mu?”

Cevap: “Müslümanlara din hükümleri bıraktırılmıştı.” Başkan, “Hamdolsun! Hepimiz Müslümanız. Kuran okuyoruz, zekât veriyoruz” deyince Şeyh Sait, “Din hükümlerinden hangisi var?” diye sordu.

Soru: “Şeyh yalan söyler mi?”

Cevap: “Eh! Söyler ya! Allah bilir!”

Soru: “Hükümetin dine karşı olduğunu nereden çıkardınız?”

Cevap: “Gazetelerden, dergilerden, gelen tüccardan ve milletvekillerinden.”

Soru: “Hangi gazetelerden?”

Cevap: “Sebilürreşad, Tevhid-i Efkâr.”

Soru: “Sana dinin kalmadığını söyleyen tüccarlar ve milletvekilleri kimlerdi?”

Cevap: “Erzurum Mebusu Raif Hoca.”

Soru: “Ziya Hoca’nın beyanatını duydun mu?

Cevap: “Ziya Hoca’nın beyanatını Sebilürreşat’ta, daha başka yerlerde okurduk. Bir kere okudum ki Kılıçzade Hakkı Bey, peygamberimizin aleyhinde bulunmuş… Okurduk ki kız mekteplerinde İslamiyete aykırı şeyler oluyormuş! Kızlar piyano çalıyorlar, erkekler keman çalıyorlar, sabaha kadar sohbet ediyorlarmış… Sebilürreşat’ın her nüshası beni müteessir ediyordu. Farmasonluk, laiklik de bizi çok müteessir ediyordu.”

Soru: “Sait Efendi! Geçen celsede ‘Beni isyana sevk eden üç neden var’ demiştin. Birincisi, din hükümlerinin uygulanmaması; ikincisi, basının etkisi; üçüncüsü, Meclis’teki muhalefet… Bunları açıklar mısın?”

Cevap: “Sebilürreşat’ta şeriata aykırı olan şeyler hep yazılıyordu. Derdik ki, ‘Yalan ise nasıl yazar?’, ‘Nasıl söyler?’, ‘O halde doğrudur ki yazmaya cesaret diyor!’ Zaten Sebilürreşat yazdığını hep bir gazeteye dayandırırdı. Başka bir neden de Tevhid-i Efkar’dı… Sonra Cibranlı Halit bir gazete gönderdi. Gazetede ‘Allah’ü Teâlâ yoktur. Her kulun dayanağı ne ise Allah odur!’ diyordu. Buna da kızdık… Velhasıl! Din, ırz, namus, farmasonluk, laiklik hakkındaki yazılardan kin ve nefret duyuyorduk.”

Soru: “Neden Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın programını beğendin?

Cevap: “Çünkü ‘İçkiyi, fuhuşu yasaklayacağız!’ demesi hoşumuza gitti. Bir de ‘dine hürmetkâr olduklarını’ söylüyorlardı.”

Soru: “Asker-i Rum nedir?”

Cevap: “Biz Kürtler, Türk askerlerine ‘Asker-i Rum’ deriz. Tabirdir, öyle deriz!”  

İSYANIN TÜRK SİYASAL HAYATINA ETKİSİ

Şeyh Said İsyanı, Türk siyasal hayatı içerisinde gelişen önemli bir bölgesel başkaldırı olayıdır. Gerek isyanın seyri içerisinde gerekse de bastırılmasından sonra önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bunlar içerisinde ilk sayılabilecek gelişme, dönemin Başbakanı olan Fethi (Okyar) Bey’in istifası olmuştur. İsyan esnasında Meclis’te edindiği bilgileri paylaşan Fethi Bey, konuyla yeterince ilgilenmediği ve isyanı bastırmakta yumuşak davrandığı gerekçeleriyle eleştirilmiştir. Eleştiriler ve isyanın olumsuz seyri üzerine istifa eden Fethi Bey’in yerine bu görev İsmet İnönü’ye verilmiştir. Bu süreçte yaşanan gelişmeler, İsmet Bey’in hatıralarından oluşan ve Sabahattin Selek tarafından kaleme alınan Hatıralar isimli kitapta şöyle özetlenmektedir:

“Edindiğim intibaa göre isyan, süratle genişler haldedir. Bu esnada hükümet içinde münakaşalar olmuş ve İçişleri Bakanı bulunan Recep (Peker) Bey istifa etmiş. Hükümet içindeki münakaşalar, hadisenin telakki tarzından ve alınacak tedbirlerden çıkmış. Recep Bey isyanı daha endişeli bir hava içinde karşılayarak başvekilden fazla ciddiye aldığı için ihtilafa düşmüşler. Bu sebepten ayrılmış. Ben, Çankaya’da Atatürk’ün misafiri bulunuyorum. Hadiseleri beraber takip ediyoruz. Bugünlerde asilere karşı harekete geçmiş olan bir süvari fırkasını, bulunduğu karargȃhta asiler gece basıyorlar ve kȃmilen dağıtıyorlar. Bu haber harekȃtın bundan sonraki neticeleri bakımından endişelerimiz üzerinde büyük bir etken oluyor ve işin ehemmiyeti bizim gözümüze açık bir surette görünüyor.”

İsyan bastırıldıktan sonra bölgenin normalleşmesi için önemli süre geçmesi gerekecektir. İsyan sonrasında devam eden asayişsizlik ortamı ile kamu görevlilerinin şehit edildiği bir kısım olumsuzluklar meydana gelmiştir.

Şeyh Said isyanı üzerine istifa eden Fethi bey hükümeti yerine kurulan İsmet İnönü hükümeti 4 mart 1925 tarihinde Takrir-i Sükûn Kanunu ile İstiklal Mahkemeleri’ni kurar. İsyanın bastırılmasında ve sorumlu görülenlerin cezalandırılmasında etkili olunur.

Takrir-i Sükûn Kanunu’nun tam metni şöyledir:

“BİRİNCİ MADDE – İrtica ve isyana memleketin nizamı içtimaisini ve huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini ihlale bais bilimum teşkilat ve tahrikât ve teşvikat ve teşebbüsat ve neşriyatı, Hükumet, Reisicümhurun tasdikıyle ile re’sen ve idareten men’e mezundur.

İş bu efal erbabını Hükumet İstiklal mahkemesine tevdi edebilir.

İKİNCİ MADDE – İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren iki sene müddetle mer’iyülicradır.

ÜÇÜNCÜ MADDE – İşbu kanunun tatbikına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

8 Şaban 1343 ve 4 Mart 1341”

578 Sayılı kararla çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu’nun ardından Meclis’te alınan 117 sayılı karar ile Ankara ve Şark İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur. Şeyh Sait İsyanı davasına bakan Şark İstiklal Mahkemesi, yaklaşık iki yıl süre görev yapmış ve kendilerine ayaklanmayı bastırmaları için özel olarak verilen idam cezası infaz yetkisini kullanmıştır. 7 Mart 1927 tarihinde alınan meclis kararı ile kapatılan bu iki mahkeme Türk Siyasal Hayatını etkileyecek önemli davalara bakmıştır. Üyeleri milletvekillerinden oluşan, kararları kesin ve itiraz hakkı bulunmayan İstiklal Mahkemeleri, olağanüstü yetkilerle donatılmış ve delillerden ziyade vicdani kanaatlere göre karar veren mahkemelerdir. İstiklal Mahkemeleri’nin kapatılmasından sonra 4 Mart 1929 tarihinde de Takrir-i Sükûn Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır.

Şeyh Said İsyanı, aynı zamanda Türk siyasal hayatında yer alan demokratik bir partinin kapatılmasına da neden olmuştur. Çok partili siyasal hayata geçiş denemeleri içerisinde sayılabilecek Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın varlığı Şeyh Sait İsyanı’ndan bir süre sonra sona ermiştir. Partinin Şeyh Said İsyanı ile olan ilgisini Mustafa Kemal Atatürk Nutuk’ta şöyle özetler:

“Bu parti yurtta can kıyıcıların, gericilerin sığınağı ve dayanağı oldu; dış düşmanların yeni Türk devletini yıkmayı öngören planlarının kolaylıkla uygulanmasına yardım etmeye çalıştı. Tarih gizli amaçlarla düzenlenmiş genel
ve gerici doğu ayaklanmasının nedenlerini inceleyip araştırdığı zaman onun önemli ve belirli nedenleri arasında TCF’nın dinsel konularda verdiği sözleri ve doğuya gönderdiği sorumlu kâtibinin kurduğu örgütleri ve yaptığı kışkırtmaları bulacaktır.”

Böylece, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk muhalefet partisi olarak izlediği politikalar ve parti üyelerinin isyan bölgesinde yaptıkları propagandalar gerekçe gösterilerek kapatılmıştır.

Şeyh Sait İsyanı, iç politikada bu etkileri yaratmış olmasının yanında, dış politikada da önemli sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Coğrafi konumu ve zengin petrol yataklarına sahip olan Musul, İngiltere ve Rusya için stratejik öneme sahip bir bölgedir. İngiltere’nin, Musul’a sahip olarak Hindistan’daki sömürgeleri ile daha kolay bağlantı kurmanın ve bunun yanında zengin petrol yataklarına sahip olmanın planlarıyla hareket etmemiş olması düşünülemez. Bu nedenle bölgedeki aşiret reisleriyle yakın temas içerisine girmiştir. Nitekim, Şeyh Sait İsyanı bastırılmaya çalışılırken, devam eden Musul meselesi, İngilizlerin bölgedeki etkinliği ve yoğun çabalarıyla Türk Devleti aleyhine sonuçlanmıştır.

İsyanın bastırılması esnasında Türkiye Cumhuriyeti hükümetince uygulanan tedbirler, bölgede yaşayan Kürt gruplar yönünden olumsuz karşılanmıştır. Türk hükümetinin bölgedeki savunmasız halka katliam yaptığı, bölgedeki köylerin Türk askerlerince yağmalanıp yakıldığı gibi ciddi iddialar ortaya atılmıştır. O dönem bölgede faaliyet gösteren yabancı basın tarafından da aynı iddialar uluslararası birçok camiada dile getirilmiştir.

Yabancı medyada, isyanın Kürt isyanı olmasından çok dini söylemlerle ortaya çıkan bir isyan hareketi olduğu hakkındaki haberler çoğunluktadır. Konuyla ilgili Bernard Lewis:

“…Ayaklanmayı, “Allahsız Cumhuriyeti” devirmeyi ve Halife’yi geri getirmeyi isteyen derviş ve şeyhler yönetmişti. Bunun üzerine Mustafa Kemal, tekkelerini kapatarak, birliklerini dağıtarak ve toplantılarını, ayinlerini ve özel kıyafetlerini yasaklayarak, dervişlere karşı harekete geçti.”

sözleriyle ifade ederken; Paul Genziton:

“…Şeyh Said, din adına Cumhuriyetin imansız öncülerine karşı koydu. Dervişler, şeyhler, hatta bazı hocalar, büyücüler, sihirbazlar, istihareciler bir nevi mâlikane saydıkları bölgelerinde, Cumhuriyetin yenileştirme gerçeğine karşı koymakta yarar görüyorlardı. Bu bakımdan eski sarıklılar, Ankara’dan gelen en ilmi gerçeği bile yanlışlık ve dinsizlikle lekelemek için ellerinden geleni yapıyorlardı.”

demektedir.

Şeyh Said sonrasında çıkan ve genel olarak Ağrı isyanları olarak adlandırılan isyanların niteliği hakkında bir araştırma yapan Esra Sarıkoyuncu Değerli ise: “Şeyh Sait isyanı da dahil olmak üzere bölgede çıkan ayaklanmalarda İngiltere unsuruna dikkat çeker. Ona göre Ağrı isyanları, dış destekli bir teşkilat olan Hoybun tarafından yönlendirilen Cumhuriyet tarihinin önemli ayaklanmaları arasındadır. Bu ayaklanmaların temelinde siyasi Kürtçülük hareketi ve İngiliz kışkırtması yatmaktadır. İngiliz Hükümeti’nin Ağrı isyanları sırasında tutmuş oldukları rapor ve yazışmalardan Ağrı isyan hareketlerinde aktif olarak rol aldıkları anlaşılmakta, 1926 yılında başlayan ve 1930 sonlarına kadar devam eden isyanların perde arkasında yer aldıkları belgelerle açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu durum her ne kadar İngilizler’in Şeyh Sait ayaklanmasında etkin bir rol oynadığı ispatlanamamışsa da Ağrı isyanlarında olduğu gibi faaliyette bulunduklarını akla getirmektedir.”  İngiliz Dışişleri Bakanlığı raporlarına dayanarak konuyu değerlendiren Değerli’ye göre: “İngilizler, Şeyh Sait isyanından sonra Türkiye’de tek başına Kürt hareketlerinin ülkeyi parçalama açısından yeterli olmadığı düşünmüşler ve Ermeni Taşnak liderlerinin tecrübeleri ile Kürt liderlerinin yönlendirmesinin zorunlu olduğu sonucuna varmışlardır. Nitekim 1927 yılında da İngiltere‟nin koruyuculuğunda Hoybun Cemiyeti’nin oluşturulması için faaliyete geçildiği görülmektedir. Sonuç olarak Ağrı isyanlarında aktif rol oynayan emperyalist güçlerin, Dersim isyanında görüldüğü gibi Ermeni ve Kürtleri kullanmak suretiyle Türkiye’de kargaşa çıkarma politikalarını günümüzde de sürdürdüklerini söylemek mümkündür (Bkz., “Ağrı İsyanlarında Yabancı Parmağı (1926-1930), SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 18, Aralık 2008, s.119.)”

SON SÖZ

Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren uygulanan çağdaşlaşma politikaları ve Türkiye Cumhuriyeti devrimleri özellikle Doğu Anadolu’da İngilizlerin kışkırtmasıyla da birleşince bir kısım etkili muhalefet odaklarının oluşmasına yol açmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı ile birlikte Cumhuriyet devrimlerden korkan ağa ve şeyhlerin bölgesel güçlerini kaybetme korkusu bu isyanda önemli rol oynamıştır. Yanısıra, yurt içinde bir kısım siyasi amaçlarını gerçekleştirmek isteyenlerin faaliyetlerini, yurt dışında Musul için İngilizlerin açık ve örtülü gayretlerini de ekleyecek olursak Piran köyündeki çatışmadan bölgesel isyana dönüşen olaylar zincirini daha sağlıklı bir şekilde anlamlandırabiliriz.

İsyan bölgesindeki toplumsal yapı ve isyana katılanlar göz önüne alındığında, Şeyh Said ve onunla birlikte hareket edenlerin önemli bir bölümünün ağa veya şeyh kökenli oldukları anlaşılır. Böylece, bu isyanın aslında bölgesel feodalitenin bir başkaldırısı olduğu gibi aynı zamanda milli, etnik ve dini motiflerin birlikte işlendiği bir isyan karakterini taşıdığı söylenebilir. Cumhuriyetin ilanı, sosyal ve toplumsal alanlarda getirilen yenilikler sonucu ağa ve şeyhlerin nüfuzlarını kaybetme korkusu ile yıllardır siyasal amaçları doğrultusunda hareket edenlerin faaliyetleri eklenince, Piran’daki olay büyüyen bir isyanı tetiklemiştir.

Şeyh Said’in sözlerinden anlaşıldığına göre belki de onun nezdinde gerçekten de başlangıçta İslam ve şeriat adına başlatılan bu isyan, kısa bir zaman sonra gerçek hedefinden saparak siyasal ve kişisel emellerini dini duygular altında saklayan insanların Şeyh Said’in etrafında toplanması ile Kürt devleti kurulması yönüne kaydırılmaya çalışılmıştır. Bunu, yargılama esnasında Şeyh Said’in vermiş olduğu ifadelerden de anlamaktayız. Yargılama sırasında Şeyh Sait “Kürt devleti kurma fikrini reddederek, kendisinin İslam için harekete geçtiğini” beyan etmiştir. Şeyh Said, 60 üzerindeki yaşına rağmen çevresinin de etkisiyle başlattığı hareketin din uğrunda yapılmasında belki de içten davranıyordu. Ancak, çevresindekilerin hepsi kendisi gibi düşünmemekteydi. Yine mahkemede verdiği ifadelerde, Şeyh Said; “Yusuf Ziya ve Cibranlı Halit’in amaçlarının başka olduğunu, istiklal fikriyle harekete geçtiklerini, isyanı daha önceden planlamadığını” da beyan etmiştir. Anlaşıldığına göre isyan hareketi başlamadan önce herkes kendince hedefler belirlemişti ve Şeyh Said de bunun farkındaydı.

Bütün bu açıklamalara rağmen, Şeyh Said’in, bölgede sözü dinlenen önemli bir Nakşibendi lideri olduğu göz önüne alınınca, Piran olayında bölge üzerindeki etkisini kullanarak isyanı yaymak yerine önleyebilirdi de. Oysa, bu yönde davranmamıştır.

Bu ayaklanma, ülkede sosyal ve siyasal alanda birçok değişikliğe de neden olmuştur. En önemli siyasal etkilerinden biri isyana karşı yumuşak bir politika izlediği gerekçesiyle Fethi Bey hükümetinin son bulması ve yerine isyanı bastırma konusunda askeri olarak daha sert tedbirlerin alınmasından yana olan İsmet Paşa hükümetinin kurulmasına neden olmasıdır. Yine, bu ayaklanma sonucu olaylarda etkili oldukları gerekçesiyle birçok gazetenin kapatılmasına, birçok gazetecinin tutuklanmasına, zararlı oldukları gerekçesiyle tekke ve zaviyelerin kapatılmasına, muhalefet partisi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının kapatılmasına neden olması belirtilebilir.

İsyan nedeniyle Türkiye, Musul konusuna gerekli ağırlığı verememiştir. Binlerce asker ayaklanmayı bastırmakla görevlendirildiği için bu ayaklanma İngilizlerin elini güçlendirmiştir. Sonuçta, Milletler Cemiyeti Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi İngilizlere vermiştir. Bu isyan, aynı zamanda uluslararası ilişkiler bakımından, Yeni cumhuriyetin kendi içerisinde yeterli düzeyde halkla barışık bir ortamı oluşturamadığı düşüncesine de yol açmıştır.

Özetlersek; Şeyh Said’in bütün söylemlerine bakıldığında, isyanın başlangıçtaki ortaya çıkış sebebi, “İslami devlet düzenini ve şeriatı devam ettirmek” şeklindedir. Ancak, isyan genişledikçe İslam ve şeriat adına hareket edilmediği, bu amaçların dışında siyasi amaçların da isyan sebepleri arasında bulunduğu ortaya çıkmıştır. Şeyh Said’in dini söylemlerinin aksine, isyan, devlet aleyhinde genişleyen çabaların etkisiyle başlangıcındaki amacından sapmıştır. İsyanın etnik ya da dini temelli olduğuna yönelik tartışmalar günümüzde de devam etmektedir. Bizim görüşümüz; dini gerekçelerle başlatılan bir ayaklanma hareketinin siyasal ve etnik sorunlar üzerinden yaygınlaştırılarak bir kısım iç ve dış odaklar tarafından kullanılmış olduğudur.

 

KAYNAKÇA

Akşin, Sina (2010). İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele İç Savaş ve Sevr’de Ölüm, Cilt III. Cem Yayınları. İstanbul,

Aybars, Ergün (1995). İstiklal Mahkemeleri Cilt 1-2. İzmir. Kültür ve Turizm Bakanlığı.

Acar, Dr.Hasan (2019). Türk Siyasal Hayatında Şeyh Sait İsyanı. Manas Sosyal Araştırmalar Dergisi. Cilt 8, Sayı 3.

Akyol, M. (2007). Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek: Yanlış Giden Neydi? Bundan Sonra Nereye?. İstanbul: Doğan Kitap.

Aras, İ. (1992). Adım Adım Şeyh Sait. İstanbul: İlke Yayınları.

Aşan, A. (1991). Şeyh Sait Ayaklanması. İstanbul: Kuşak.

Atalay, A. (2015). Jandarma Er Karamanlı Mevlüt’ün Şeyh Said İsyanı Hatıraları. Tarihin Peşinde Uluslararası Tarih ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 14, 1-27.

Aydemir, Şevket Süreyya (1975). Tek Adam Mustafa Kemal. Remzi Kitabevi. İstanbul.

 Aydoğan, M. (2007). İç İsyanlar ve Şeyh Sait İsyanı. İstanbul: Nokta Kitap.

Aysal, N. (2009). Yönetsel Alanda Değişimler ve Devrim Hareketlerine Karşı Gerici Tepkiler Serbest Cumhuriyet Fırkası – Menemen Olayı. Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, (44), 581-625.

Babaoğlu, R. (2012). Nutuk ve Hatıralar Ekseninde Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası Olayı ve Süreci. Yakın Dönem Türkiye Araştırmaları, 11 (22), 63-108.

Cemal, Behcet (1955). Şeyh Sait İsyanı. Sel Yayınları, İstanbul,   

Çopur, İ. (2019). Şeyh Sait İsyanı (13 Şubat – 31 Mayıs), http://www.izzettincopur.com/index.php?option=com_content&view=article&id=68:eyh-sat-syani-13-ubat-31-mayis-1925&catid=44:tarh-olaylar&Itemid=49, Erişim Tarihi: 29.03.2019.

Deniz, Murat (2007). Tez Danışmanı Açıkses, Doç.Dr.Erdal. Türk Basınında Şeyh Sait İsyanı. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi. Elazığ

DEĞERLi, Esra Sarıkoyuncu (Aralık 2008). Ağrı İsyanlarında Yabancı Parmağı (1926-1930), SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı: 18.

Değerli, E. S. (2010). Amerikan Basınında Doğu İsyanları 1925-1938, Gazi Akademik Bakış Dergisi, 6, 97-121. Deniz, M. (2007). Türk Basınında Şeyh Sait İsyanı. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Elazığ.

Dilek, H. (2013). Şeyh Sait İsyanının Kürtler Açısından Önemi. Kimlik, Kültür ve Değişim Sürecinde

Doğan, Ümit (2023). Şeyh Sait İsyanı ve Gerçekler, Kripto Basın yayın, Ankara.

Ersal, A. (2016). Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin Şeyh Sait İsyanı’na Bakışı. Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Yıl:12, Sayı: 24, 57-79.

Esen, N. (2018). Şeyh Sait İsyanında Abdullah Sadi (Kör Sadi)’nin Faaliyetleri ve Yargılanması. Uluslararası

Palu Sempozyumu Bildiriler Kitabı, 11-13 Ekim 2018, Elazığ: Fırat Üniversitesi Harput Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayınları.

Gürbüz, A. C. (2006). Mondros‟tan Milenyuma Türkiye‟de İsyanlar, Olaylar ve Bölücü Faaliyetler. İstanbul: Bilge Karınca Yayınları.

İlyas, A. (2015). Cumhuriyet Döneminde Ortaya Çıkan İsyanlarda Aşiretlerin Rolü. Batman Üniversitesi Yaşam Bilimleri Dergisi, 5 (1), 182-200.

Kar, C. (2007). 80.Yılında Şeyh Said Zaza Ayaklanması ve Gerçekler-6. ÇIME Zaza Siyaset, Dil ve Kültür Dergisi,

Kaymaz, İhsan Şerif. Şeyh Sait Ayaklanması, ataturkansiklopedisi.gov.tr   

Keskin, N. E., Çelik, F.E., Aydın, R., Bayrak, M.B., Yılmaz, A., Dik, A. (2012). Açıklamalı Yönetim Zamandizini 1919-1928. C. 1, Ankara: Ankara Üniversitesi Yayınları.

Kalafat, Yaşar (2003). Bir Ayaklanmanın Anatomisi: Şeyh Sait. Avrasya Stratejik Araştırmalar Mrk. Ankara.

Kocaman H. ve Ceylan M. (2016). Türkiye Cumhuriyeti’nin İlk Muhalefet Fırkası: Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası. Yasama Dergisi, 34, 5-23.

Koç, N. (2013). Şeyh Sait Ayaklanması. Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, 8 (2), 153-166.

Koç, Y. (2011). Şeyh Sait Ayaklanmasında İngiliz Parmağı. Aydınlık Gazetesi, (29.8.2011), http://www.yildirimkoc.com.tr/usrfile/1323460520a.pdf, Erişim Tarihi: 09.03.2019.

Köçer, M. (2004). Ağrı İsyanı (1926-1930). Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 14 (2), 379-388. Lahdili, N. (2018). Sheikh Said Rebellion (1925): The Controversy between Nationalist &Religious Motivations.

Mol, Cons (2008). Londra Konferansındaki Meselelerden Anadolu’da Türkiye Yaşayacak mı? Yaşamayacak mı?, (Haz.: Haluk Kortel, Haldun Eroğlu, Ali Cin). IQ Kültür sanat yayıncılık. İstanbul.

Mumcu, Uğur (1991). Kürt-İslam Ayaklanması. Ankara: Tekin Yayınevi.

Özsoy, M. H. (2007). 1919-1938 Doğu ve Güney Doğu Anadolu’da Çıkan İsyanların Siyasi, Sosyal ve İktisadi

Sebepleri. Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

Öztoprak, F. (2013). Şeyh Said ve Ayaklanması.

https://www.academia.edu/7982585/%C5%9EEYH_SA%C4%B0D_VE_AYAKLANMASI, Erişim Tarihi: 29.03.2019.

Serenti (2012). Şeyh Sait Neden Ayaklandı, Sonuçları Ne Oldu? (27 Nisan 2012), http://www.serenti.org/seyhsait-neden-ayaklandi-sonuclari-ne-oldu/, Erişim Tarihi: 28.03.2019.

Taşpınar, B. (2010). Hâkimiyet-i Milliye Gazetesinde Şeyh Sait Ayaklanması. Yüksek Lisans Tezi, Konya:

Selçuk Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.

TBMM Başkanlığı (2019a). Takrir-i Sükun Kanunu.

https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/kanuntbmmc003/kanuntbmmc003/ka nuntbmmc00300578.pdf, Erişim Tarihi: 09.03.2019.

TBMM Başkanlığı (2019b). İstiklal Mahkemeleri. Cilt: 1, https://www.tbmm.gov.tr/yayinlar/istiklal_mahkemesi/cilt1.pdf, Erişim Tarihi: 09.03.2019.

Yayman, H. (2011). Şark Meselesinden Demokratik Açılıma Türkiye‟nin Kürt Sorunu Hafızası. Ankara: SETA Yayınları.

Villalta, Jorge Blanco (1991). Atatürk, (İspanyolca’dan İngilizce’ye Çev.: William Campbell), Ankara.

Zeyrek, S. (2013). Milli Mücadele Sürecinde Türk-İngiliz Rekabeti Sorunu. Türkiyat Mecmuası, C. 23, 109-140.

Zürcher, Erik Jan (1996). Modernleşen Türkiye’nin Tarihi. İletişim yayınları. İstanbul.

blank

 

 

blank
A.Can Ayışık