06/12/2023

bilgedunyali.com

OKU; ki yaratan ve yaratılanı, yaşatan ve yaşatılanı bil!

bilgedunyali.com

Last Updated on 10/11/2020 by ahmet can ayışık

 

 

 

 

Merkez Bankası’nın, para ve kur politikalarını desteklemek, piyasalara güven vermek,  iktidarın döviz cinsi üzerinden iç ve dış borç servisini gerçekleştirmek, dışsal şoklara karsı gerekli döviz likiditesini bulundurmak için  biriktirdiği dövizlere “döviz rezervi” denilir.

Merkez Bankaları’nın, ekonominin ihtiyaçlarını zamanında karşılayabilmek ve sıkıntılı günleri aşabilmek amacıyla oluşturduğu bu rezervler temel olarak altın ve döviz şeklinde tutulur.

Sözkonusu rezervlerin döviz kısmının   bir bölümü ise merkez bankasının TL ödeyerek satın aldığı (kendine ait) dövizlerden oluşurken, diğer  bölümü başkalarına ait (kredi olarak, emanet olarak bankaya verilen) fakat merkez bankasının serbestçe kullanabileceği dövizlerden meydana gelir.

Ülkeler,  cari açıklarını öncelikle  çeşitli finansman kalemlerinden karşılayarak finanse etmeye çalışır. Ancak, finansman kalemleri  kullanılarak finanse edilemeyen bir açık sözkonusu olursa, işte  bu açık da merkez bankası rezervlerinden karşılanır  ya da  bu dengede fazla oluşmuşsa, oluşan  fazla merkez bankası rezervlerine eklenir. Bir ekonomideki dış kırılganlık değerlendirilirken ilk bakılacak yer döviz rezervlerinin durumudur.

Cari açık dediğimizde anlaşılması gereken, bir ülkenin ihraç ettiği mal ve hizmetlerden elde ettiği gelirin, ülkenin yurt dışından ithal ettiği mal ve hizmetlere yaptığı ödemelerden az olması durumudur.

Döviz rezervlerini TCMB bilançosunda rahatlıkla görüyoruz.

Ne olmuş?

Türkiye’de, TCMB döviz rezervleri 2015 yılından başlayarak sürekli azalmaktadır. Dolayısıyla, brüt döviz rezervlerindeki bu azalış nedeniyle TCMB brüt toplam rezervleri de azalma trendindedir.

Azalma miktarı ne kadardır?

2015 Yılına göre 2020 Nisan ayı itibariyle TCMB brüt rezervleri % 46 , toplam brüt döviz rezervleri ise % 31 azalmıştır.

 

 

Yani;

  • Ocak/2015’de 108 milyar ABD doları seviyesinde olan TCMB brüt döviz rezervi, Nisan/2020’de  58 milyar ABD doları seviyelerine gerilemiş durumdadır. İki tarih arasındaki gerileme oranı % 46’dır.
  • TCMB rezervlerinin büyük kısmı dövizden oluştuğundan, meydana gelen düşüş toplam brüt rezervlerin % 31 oranında gerilemesine neden olmuş, sonuçta; Ocak/2015’de 129 milyar ABD doları seviyelerindeki toplam brüt rezervler de Nisan/2020’ye gelindiğinde yaklaşık 90 milyar ABD doları seviyelerine inmiştir.
  • Değerlendirme dönemindeki altın rezervlerimiz ise Ocak/2015’de 20 milyar dolarlık seviyelerden 31 milyar dolar seviyelerine yükselerek %50 oranında artmıştır.

Yukarıda brüt döviz rezervlerinin gelişimini yazdık.

Ancak, döviz rezervlerinin bir bölümü aslında emanet durumundadır. Bu nedenle, TCMB brüt döviz rezervinden  Merkez Bankası’nda emaneten duran miktarları düştüğümüzde net döviz rezervine ulaşırız. TCMB net döviz rezervine “kullanılabilir döviz rezervi” de denilir.

Aşağıdaki tabloda TCMB net döviz rezervinin 2015 -2020 dönemindeki gelişimini görebiliyoruz. Ocak/2015’de 43,5 milyar ABD doları seviyesinde olan net döviz rezervi, Nisan/2020 itibariyle % 37 oranında azalarak 27 milyar ABD doları seviyelerine gerilemiştir.

Net döviz rezervi hesaplamamda  TCMB EVDS’ni (Elektronik Veri Dağıtım Sistemi) kullandım. Sistemden aldığım  TL bazında “Net Uluslararası Rezerv” rakamlarını, o tarihlerdeki merkez bankası döviz alış kurlarını kullanarak dolara çevirdim.

 

 

 

Ben tablomda TCMB’nın swap işlemleri ile elde etmiş olduğu döviz miktarını düşmedim. Yani, benim verdiğim net rezervler gerçekleştirilen swap miktarı kadar yüksektir. Sözgelimi Mart/2020 itibariyle TCMB swap rakamı 29,6 milyar dolardır. Bu durumda, aslında net döviz rezervleri negatif seviyeye dönüşmüştür. Amacımız üzüm yemek. Biz bağcıyı dövmek istemiyoruz. Gidişata dikkat çekmek istiyoruz. 

Türkiye’nin bir yılda ödemekle yükümlü olduğu 174 milyar dolarlık dış borcu var. Kasadaki altın ve döviz rezervlerinin,   vadesi gelen dış borcu fonlayabilir düzeyde olmadığı görülüyor.  Türkiye şu anda para basıyor. Bastığı parayı Hazine’ye veriyor, Hazine bununla gereken ödemeleri yapıyor, para piyasada kalmasın diye bastığı paranın bir kısmını da döviz satarak geri topluyor. Bu nedenle  döviz rezervlerindeki azalış devam ediyor.

ABD, virüs salgınının yol açtığı durgunluk etkisinden çıkışı kolaylaştırmak amacıyla, diğer ülkelerden gelen dolar taleplerine başlıca 2 yolla cevap veriyor; ulusal para-dolar değişimi (Swap) yaparak ve ABD devlet kağıtlarını alarak karşılığında dolar vererek. 

Ülkelerin dolar elde etmelerinin bir yolu bu. Diğeri bir önemli yol ise IMF’e başvurmak. IMF kredileri herşeye rağmen alternatif borçlanmalara göre daha uygun faiz içeriyor. Özellikle, CDS’leri yüksek seyreden ve dış borcu yüksek ekonomiler için ucuz dış kaynak temininin en önemli sorun durumunda olduğu bir küresel durgunluk dönemindeyiz.  Türkiye CDS’leri ise Şubat 2020’den itibaren 300’leri geçti ve şu aralar 500-650 bandında hareket ediyor. Bilindiği gibi CDS primlerindeki artış ülkenin kredi değerliliğini azaltmakta ve borçlanma maliyetlerini de yükseltmektedir. (Örneğin; Türkiye’nin çıkardığı 100 Dolar değerindeki bir tahvilin CDS primi olarak ne kadar para ödenmesi gerekeceğini bulmak için CDS primini 100’e böleriz.  Yani, Türkiye CDS’leri 600 seviyesinde ise 100 Dolarlık  Türkiye tahvilinin CDS bedeli 600 / 100 = 6 USD’dır. Bunun anlamı, Türkiye’nin uluslararası borçlanmada, normal faiz ve prim düzeylerine ilave olarak  bu 6 birim kadar daha fazla maliyete katlanması demektir.)

Türkiye’nin rezerv durumunun kritik düzeyde olması ve özellikle kısa dönemli dolar ihtiyacı her iki yolun da gündemde tutulmasını gerektiriyor. 

Oysa, ABD’nden dolar teminine yönelik  Türkiye’nin TL karşılığı dolar talebi ABD tarafından S-400 koşullarına takılmış durumda. Birinci sıkıntı bu. İkinci sıkıntı; Türkiye, S-400 krizi nedeniyle elindeki 80 milyar dolardan fazla ABD kağıdını boşalttı. Bu nedenle, böyle bir dönemde hızlı dolar temini için kullanabileceği bu imkandan yoksun durumda. IMF kredisini de siyasal nedenlerle kullanmak istemediği anlaşılıyor(IMF ile görüşülse de).

Sonuçta, Türkiye ekonomisinin dış kırılganlığı artmaya devam ediyor. Böyle bir durumda, meydana gelebilecek “spekülatif ataklara” karşı ülke yönetiminin alışılagelmiş piyasa kuralları dahilinde yapacağı müdahalelerin yanısıra, mevcut kur ve döviz uygulamasında çok daha radikal değişikliklere gitmesi (IMF anlaşması yapılmaması varsayımıyla)  seçeneği de masada oluyor efendim.

 

 

 

 

blank
A.Can Ayışık
error: Content is protected !!