ATATÜRK VE TÜRK DEVRİMİPDF İÇERİK

BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE-ATATÜRK’ÜN ÖNERDİĞİ KİTAP

Last Updated on 19/03/2024 by ahmet can ayışık

blank

 

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Finlandiya’nın dışa bağımlı bir bataklıklar ülkesinden, özgür bir beyaz zambaklar ülkesine nasıl dönüştüğünü anlatan kitaptır. Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Türkçeye ilk kez Mustafa Kemal Atatürk zamanında çevrildi. Atatürk, kitabı okuduğunda bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuştu. Derhal kitabın ülkedeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretti. Türk askerleri ülkelerindeki “yaşamı yenilemek” için mutlaka bu kitabı okumalıydılar.

Kitabın kahramanı, Finlandiya eğitim sistemini ve toplum yapısını düzeltmek için uğraşan Snelman adındaki aydın toplumun tüm kesimleri ile birlikte çalışarak yoksul Finlandiya ülkesini eğitimle kalkındırırlar. Böylece, ortaya kültürel teknik üretimde örnek bir ülke ortaya çıkar.  Finlandiya, günümüzde “en gelişmiş eğitim sistemi”ne sahip ülkelerden biri olmasıyla bilinir.

Bu kitap tüm yoksulluğa, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan işadamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.

Kitabın yazarı Grigory Spiridonoviç Petrov’dur (1866-1925). 20. yüzyıl başında Rusya’nın en tanınmış papazlarından, en çok okunan halk yazarlarından birisi durumundaydı. Görüşleri nedeniyle kiliseden kovuldu ve kendisini tamamen yazarlığa verdi. Bolşevik Devrimi’nden sonra Rusya’dan kaçmak zorunda kaldı. Yugoslavya Krallığı’nda geçirdiği son yıllarında pek çok eser kaleme aldı, konferanslar verdi. Eserleri, Sovyet döneminde ülkesi Rusya’da yasaklandı. Ancak Bulgaristan’da ve o yıllarda yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde etkili olmuş, devrin aydınlarını etkilemiştir. Beyaz Zambaklar Ülkesinde adlı kitabı, Türkçede en çok okunan yabancı eserler arasına girmiştir.

KİTABIN BÖLÜMLERİ VE MESAJLARI

TARİH VE DEĞİŞEN NESİL

1850’lerde Moskova Devlet Tiyatrosu’nun ahşap temelleri çürümüştür. Binanın yıkılıp yeniden yapılması yerine mühendisler temeli kazıp ahşap temeli granit taşlar ile yenilerler. Böylece tarihi bina ayakta kalır. Yazar, bunun gibi tarihi örnekler ile yok etmek yerine, mevcut olanı doğru bilimsel çalışmalarla iyileştirebileceğimizi anlatır.

“…Ünlü bir atasözü vardır: “Yeni toplumlar, kendileriyle birlikte yeni şarkılar getirir.” Her geçen gün insan nesli değişiyor, yenileniyor. Her nesil kendisiyle birlikte yeni kavramlar, arzu ve istekler getiriyor. Yeni nesillere artık eskimiş, gerçekten zamanı geçmiş yönetim tarzları zorla uygulanamaz.

Yeni nesillere daha yeni, daha akla uygun, daha adaletli, daha sağlam temellere dayanan yönetim tarzlarının uygulaması gerekir. Aklı başında yöneticilere sahip ülkelerde, artık bu işler böyle yapılmıyor. Bu memleketlerde, sarsıntı ve yıkıntılara meydan vermeden, halkın yönetimi için daha çok bilgi ve düşünce isteyen, daha adaletli yollara başvuruluyor. Kimi ülkelerdeyse devlet adamları, halkın yönetim ve eğitiminin yavaş yavaş düzeltilmesi gerektiğini anlamıyor veya anlamak istemiyor. Devlet yapısının duvarları da zamanla yıpranıyor, ötesinde berisinde çatlaklar meydana geliyor. Fakat gittikçe derinleşen ve genişleyen bu çatlaklara önem verilmiyor…”

TOLSTOY VE CARLYLE

Kahramanlar mı milleti yönlendirir, yoksa kalabalıklar mı? Yazar, Carlyle ve Tolstoy’un düşüncelerinden hareketle ulusların kaderini neyin belirlediğini sorgular. Carlyle milletleri Napoleon, Sezar gibi kahramanlar elinde şekillenen bir malzemeye benzetir. Carlyle’a göre millet kahraman olmadan bir saman yığını gibidir. Tolstoy ise tarihi bireylerin yönlendirdiğini, kalabalıkların içindeki küçük adamların kahramanı ve tarihi oluşturduğunu söyler. Yazar Petrov’a göre ikisi de haklıdır.

“…Her millet, yönetim makinesinin başına ya güçlü ya da önemsiz adamları geçirir. Bunlardan birinin iş başına gelmesi, milletin manevi düzeyine ve durumuna bağlıdır.

Millete toplanmış iyi bir şey var mı, yok mu, veyahut top­lanıyor mu? Milletin aklı, milletin isteği, milletin vicdanı olgunlaşıyor mu veya çürüyor, zehirleniyor mu? Aşağı ve hatta sefil bir hayat içinde yok olup gidiyor mu? Burada, her birimizin hayatının karakteri ve çalışma tarzımız söz konusu oluyor. Biz, kendi memleketimizde ne yapıyoruz? Milletimizin kaderinde nasıl bir rol oynuyoruz?..”

SUOMİ’NİN GEÇMİŞİ

3.5 milyonluk nüfusu olan, düzgün iklimi, ekonomisi bulunmayan Finlandiya’dan sözkonusudur. Finler kendilerine Suomi demektedir. Bataklık arazi anlamına gelir. Ülke gerçekten de yoksuldur. İsveç ve Rusya bu ülkeyi sırayla işgal etmiştir. Finliler en sonunda Rusları tercih etmiştir. Rus egemenliği altında, ülkelerinde yaşayan, eski efendileri İsveçlilerle birlikte kültürlerini yaşatmaya çalışmışlardır.

BİR HALKIN HAYATINI DEĞİŞTİREN KAHRAMAN

Johan Wilhelm Snelman (2 Mayıs 1806- 4 Temmuz 1881) dönemin büyük bir bilim adamı, derin bir filozofu ve ünlü bir siyasetçisidir. Fin kültürünü yaratan halk öğretmeni olarak bilinir. Askeri gücü olmasa da kültürü ile var oluşunu sürdürecek bir Finlandiya düşünür.

“…Aydın olmak, modaya uygun elbise, şapka ve kolalı gömlek giymek değildir. Aydın kesim, bir milletin beyni gibidir. Millet sizi iyi bir öğrenim gördükten sonra, bir maaşa konasınız, akşam­ları kahvelerde iskambil veya domino masasının başına geçip eğlenesiniz diye okutmamıştır. Bunu böyle anlayanlar, gerçek aydın değildir. Bunu böyle anlayanlar, aydınların küflenmiş olanlarıdır. Okumuşların hepsi ulusal zekâyı geliştirmek, ulusal vicdanı uyandırmak, ulusal iradeyi güçlendirmek zorundadır. Köylülere, işçilere ve kasaba halkının alt tabakasına nasıl daha iyi yaşayabileceklerini öğretin. Millete hayatın değerini anlamayı ve korumayı öğretin. Bizim çorak vatanımızda da her köylü ve işçinin yaşadığı hayattan daha rahat, daha sağlıklı, daha güzel bir hayat yaşayabileceğini anlatın. Millete nasıl çalışması gerektiğini öğretin. Ucuz ve göste­rişsiz olmakla beraber, daha iyi yerleşim yerlerinin nasıl yapılabileceğini gösterin. Kendilerinin ve çocuklarının sağlıklarını nasıl koruyacaklarını bildirin. Mutlu bir aile yaşamının nasıl kurulabileceğini, erkeğin kadına ve kadının erkeğe nasıl davranacağını, ço­cukların nasıl eğitileceğini öğretin. Milleti, her işi zamanında yapmaya, disiplin ve düzen içinde çalışmaya alıştırın. Kendinin ve başkalarının kişilik haklarına saygılı olmayı öğretin. Bütün bu işlerde millete örnek olun. Kendi aranızda ve halkla ilişkilerinizde, halkın eğiticisi olun.”

KİLİSE VE HALK

Snelman halkı bilinçlendirme konuşmalarından birinde papazlara şöyle seslenir:

“Sayın rahipler, kilise azaları! Düşmanınız değil, kilisenin bir evladı olarak, sizden rica ediyorum. Halkın gerçek rahipleri olun. Din adamlığının kilise memurluğu demek olmadığını bilin. Papaz, memur değildir. Ödeviniz, genel ve özel dini törenleri öylesine yerine getirmekten ibaret değildir. İsa Peygamber, her şeyden önce halka temiz, iyi, doğru bir hayat öğretmiş, insanların vicdanını harekete geçirmişti. Onların birbirini sevmelerini öğütlemiş, iyilik yapmalarını söylemiştir. Canlı vaaz ile halkın arasında karışın. Dinleyenleri uyutan kitap diliyle konuşmayın. Hz. İsa, Suomi’mize gelmiş olsaydı, halkımıza nasıl hitap ederdi, halka nasıl davranırdı diye düşünün siz de öyle hitap edin…”

 İDEAL EĞİTİM MEMURLARI

İsveç hükümranlığı döneminde en kötü memurların Finlandiya’ya gönderildiğini, bunun ilişkileri nasıl yozlaştırdığını anlatırarak öğüt verir:

“…Bu memurlar kendilerine müracaat edenleri bekletir, halka bağırıp çağırırdı. Halk saatlerce bekledikten sonra işini yaptıramadan dağılırdı” der. Kanunsuzluğun en büyük öğreticisi kimlerdir, bilir misiniz? diye sorar ve yanıtlar: Memurların ta kendisidir. Yasayı uygulamakla yükümlü olanlardır. Halka, yasalara itaat etmenin yollarını ve çarelerini memur öğretir. Ona göre memurlar halkı eğitmeli, kendilerini yetiştiren topluma ahlaklı davranmalıdır.

Memur olduğunuz yerde, göreviniz başında daha ilk günden itibaren, yeni uygulamaları deneyin. Eski yönetim şeklini bırakın. Tamamen yeni yöntemleri alın. Bu eski, hastalıklı yönetim şeklinin, devlet dairelerinde hiçbir izi kalmasın! Halkımız, memurların kendilerinin hizm etinde olduğunu anlasın. Bir iş için size gelenlere, size acı veren sineklere bakıyormuş gibi bakmayın. Elinizden geldiğince halkın işini kolaylaştırın. Herkese güleryüzlü olun. Eğer bir vatandaşın arzusu yerine gelmiyor ve istediği yapılmıyorsa; bu, sizin o işi yapmak istemediğinizden değil, o İşin yasa ve yönetmeliklere uymadığı için yapılamadığını millet anlasın…”

KIŞLADAN HALK OKULUNA

Askerliğin bir eğitim yeri olduğunu ve kışlaların örnek teşkil etmesi gerektiğini anlatır.

“…Yeni kışlalar, başka bir kışla olmalı! Ve olacaktır da. Biz ye­ni kışlayı, bir halk okuluna dönüştüreceğiz. Hatta kışlayı, her erin hayatı boyunca sevgiyle anlatacağı bir halk üniversitesi haline getireceğiz. Kışlayı o hale getirmeliyiz ki ‘Çok şükür onu, kışla hayatı düzeltti.’ ‘O, bu eğitimi kışladan aldı.’ ‘Askerlik yaparken namuslu, çevik, çalışkan, nazik olmayı öğrendi.’ gibi sözler birer atasözü haline gelsin…”

FUTBOL SALGINI

Napolyon’un Avrupa’yı işgal etmesini anlatarak, onlara karşı örgütlenen ve sonunda mağlup eden İngiltere’yi örnek verir. Tüm dünya İngilizlere hayran olmuştur. Her şeylerini örnek aldıkları gibi futbolu da örnek almışlardır. İngiliz futbolu tüm dünyaya yayılır. Finlandiya’da da futbol popüler olur. Ancak, Petrov eserinde güçlü bacakların değil, kafaların ihtiyacına vurgu yapar. Herkül gibi, vücudu büyük, ancak kafası küçük birer heykel değil; Sokrates gibi beyni kafasının içine sığmayacak bilginler olmalarını öğütler.

“…Her işi zamanında yapmak gerekir. Ancak eğlence zamanında eğlenilmelidir, kuralını unutmayın. Finlandiya’ya yalnız top oynamayı bilen insan gerekmiyor. Bize, Fin ulusunu ekonomik, sosyal düşünce ve ahlak yönünden yükseltecek adamlar gerek!

Kültürel olarak geri kalmış milletlerin yaşayışını tersinden öğrenip onlardan ders alan milletleri izlemeyin. Paris’e gidenler kafeleri, Almanya’ya gidenler birahaneleri, İngiltere’ye gidenler de futbolu öğreniyor. Öğrenim işine daha yüksekten bakın, Avrupa’nın ilim ve düşünce tapınaklarına giderek, ‘Erdem Birliği’ni izleyin. Şu kuralı hiçbir zaman aklınızdan çıkarmayın: ‘Sağlam ruh, sağlam vücutta bulunur.’

Ey Fin gençleri! Sizin göreviniz, ayak vuruşu ile topu yüksekten göndermek değil; Fin milletinin şefkatini yükseltmek, sevgili vatanımızı her konuda ilerletmek, her tarafta mutluluğu artırmaya çaba göstermektir…”

AİLE VE ÇOCUK

Çocukların eğitiminde ailenin önemine dikkat çeker. Anneler ve babalar çocuklarına öğütledikleri şeyleri önce kendileri yapmalı, örnek olmalıdır. Oysa böyle olmamakta, başkalarının sırtından geçinmeye çalışan aileler çocuklarına kötü örnek olmaktadır. Ailesi tarafından eğitim verilmemiş çocukları sürülmemiş tarlalara benzetir. Her çocukta potansiyel vardır; onu sadece doğru eğitim ortaya çıkarabilir.

“…Çocuklara: Yalan söyleme, hile yapma! Bu doğru değildir, günahtır, insanların senden nefret etmesine sebep olur derler. Ama bu sözü söyleyen kişiler birbirlerini aldatır, başkalarını aldatır. Ya da etrafındaki çocuklara: Kimseyi incitmeyin, kibar ve terbiyeli olun derler ama dediklerini kendileri yapmazlar.

Çocuklar, hile ve aldatmayı çok çabuk fark eder. İlk önce şaşırırlar. Ailelerinin, kendilerine kötü ve günah olarak gösterdikleri şeyleri nasıl yaptığını anlayamazlar. Sonra bu ters durumu göre göre anne babalarının sözleriyle uygulamalarının birbirine uymadığı kanısına varırlar. Böylece anne babasına karşı güvenini kaybeder. Bunu yapmayın, şunu yapın! gibi öğütlere artık aldırış etmezler…”

HAYDUT KAROKEP

Jarvinen öğretmenlere seslenir. Azılı bir suçlu olan çocukluk arkadaşı Karokep’i hatırlatır. Karokep tanrının nerede olduğunu merak ederek başta kiliseler olmak üzere insanların mülklerine saldırmaktadır. Rahipleri öldürerek tanrıya nerede olduğun sormaktadır. Bir gün yakalanır ve deli olduğu gerekçesiyle hastaneye gönderilir. Ancak, buradan kaçar ve İtalya’ya göçer. Jarvinen, onu İtalya’da bulduğunu söyler. Herkesin öldü sandığı haydut isim değiştirmiş ve çok başarılı işlere imza atmıştır. Çalışmaktadır. Neden suç işlemediği sorulduğunda bir anısını anlatır. Yakalanmadan önce bir rahibi öldürmek istemiştir. Ancak, rahip yaralı kurtulmuştur. Karokep onun yanına giderek sorular sormak ister. Rahip onun hasta olduğunu söyleyerek, ondan korkmadığını ifade eder. Tanrının neden müdahale etmediğini ise senin düzelmeni bekliyor diye yanıtlar. Karokep teslim olmalı mıyım? Dediğinde, rahip bir örnek verir. Bir gün İsa’ya bir kadın gelip, çok günah işlediğini, bağışlanmak için yapması gerekeni sorduğunda; İsa çok basit bir cevap verir, bir daha günah işleme der. Bu kadar basittir. Yazar, devamında bireylerin ulusun çocukları olduğunu ve Jarvinen ile Karokep’in benzer kişiler olduğunu anlatır. Çocuklukta arkadaş olan bu iki kişi kötü yaşantılar nedeniyle farklı yerlere sürüklenmiştir. Öğretmenlere seslenişinde, çocuklara yaşatılanların nasıl bir yetişkin olacaklarını da belirlediğini söyler.

REÇEL KRALI

Reçel kralı Jarvinen olarak anılan bir kişinin konuşması işlenir. Bu kişi işsiz bir garibanken işini iyi yapıp azimle çalıştığı için reçel fabrikaları kurmuş, reçel kralı olarak adlandırılmıştır. Bütün Finlandiya bu kişiyi tanımaktadır. Jarvinen de yoksul olduğu zamanları anlatarak Finlandiya’da birçok Jarvinen olduğunu, yalnızca onlara bilgiyi sunmak, imkan tanımak gerektiğini söyler.

YARVINEN, OKUNEN VE GULBE’NİN KRALLIK HİKAYELERİ

Daha sonra Robinson, Jarvinen, Okunen ve Gulbe’nin başarı öyküleri anlatılır ve öğütlere yer verilir:

“…Bu istilalar sonunda büyük devletler meydana gelmişse de halk, ihtiyaç içinde açlıktan ölüyor. Milyonlarca insan cahil kalıyor. Her yerde içki, hırsızlık, eğlenceye düşkünlük, kavga, karşılıklı nefret… Herkes birbirine küfrediyor. Babasının zenginliği veya okul diploması sayesinde, halkın yuvarlandığı kokmuş bataklıkta, sağlam bir toprağa ayak basanlardan her biri, milyonlarca vatandaştan birini bile karanlıktan kurtarmak için kılını kıpırdatmıyor. Bunlar cahil, sarhoş ve aç halktan oluşmuş bir devletin bataklık bir zemin üstüne taştan yapılmış yüksek bir kuleye benzediğini unutuyor veya hatırlamak istemiyor…”

KÖYLÜ, İŞÇİ VE SANATÇI EL ELE

Snelman, daha okul yıllarında üretim ve insan ilişkilerinin efendi/köle bakışıyla değerlendirilmesine karşı çıkmıştır. Kalabalık halk kitlelerinin kültürden yoksun bırakılması herkesin felaketi demektir. Tarih kitapları zengin kesimin mücadelelerini anlatır. Oysa ki, halkın çoğunluğu hem işleri yapmakta hem de hiç onlardan söz edilmemektedir. Onların kültürsüz oluşu da sonuçta toplumun tüm kesimlerinin çöküşü ile sonuçlanır.
Ormandaki ağaçlar nasıl bahçedeki gibi canlı bir ağaçsa, halkın her ferdi de yüksek tabakaya mensup insanlar gibi bir insandır. Onlar da yaratılırken eşit ve akıllı yaratılmışlardır. Snelman, bütün köylülerin, işçilerin, imalatçıların ve bütün halk kesimlerinin her yönden aydınlanmasını, öğrenim ve öğretimini hayatının en önemli görevi saymıştır.

“…Çünkü bütün ders kitaplarında, krallardan ve bunların bakanlarından, aristokrat ailelerin birbirleriyle uğraşmalarından, baronlardan, generallerden ve nihayet birkaç büyük bilgin, yazar ve sanatçıdan söz edilir, bunların hayatları yazılır. Savaşlar, saray entrikaları-diplomat hileleri, suikastlar ve ihtilaller en küçük inceliklerine kadar anlatılır. Tarih dersini okutan öğretmenler de yalnız bunlardan söz eder.

Ama asırlar boyunca çeşitli memleketlerdeki halkların nasıl bir hayat yaşadığı ya tesadüfen anlatılır ya da hiç söz edilmez. Milyonlarca köylü, milyonlarca kişi, çeşitli çevrelerden yüzlerce binlerce sanatçı, tarihin inceleme alanının dışında yaşamıştır. Milletin düşünce ve duygu yönünden yükselmesiyle ilgilenenler pek azdır. Daha doğrusu, milletin maddi ve manevi hayatının yükseltilmesiyle kimse ilgilenmemiştir. Çayır yetiştirilmesini, hayvan beslenmesini, tuğla, kağıt ve kumaş yapma usullerini iyiye doğru götürmüşler ama milyonlarca insanın ruhunu, moralini, sağlığını, gıdasını, yaşadığı yeri düzeltmeyi düşünmemiş, kendi haline bırakmışlardır. Sanki bunları düşünmek, hiç kimsenin görevi değilmiş gibi…

Her zaman ve her yerde kitleler, sabırla dayanmaya zorlanmıştır. Sıkıntı ve yokluklara katlanmak, onların görevi sayılmıştır. Her fırsatta halka saldırılmış, halk hep küçük görülmüştür…”

HALK DOKTORU

Bir köy doktoru anılarını yazar. Kitap sayesinde köylerdeki kötü durumu herkes görür ve anlar. Yardımlaşma artar. Olumsuzlukların çoğu ortadan kalkar. Ülkede üretime katılan eller çoğalır. Milletin sağlığı için mücadele eden büyük kahraman doktorun heykeli dikilmez. Çünkü onun yaşattığı bütün insanlar doktorun birer heykelidirler aslında…

“…doktor, şehirde oturan insanlara, politikacılara, bilim ve sanat adamlarına, basın mensuplarına çağrıda bulunuyor:

Beyler! Ne zamana kadar bu saklambaç oyununa devam edeceksiniz? Sürekli vatanseverlikten millet sevgisinden, medeniyete hizmetten söz edersiniz. Ama millet için, vatan için, medeniyet için ne yapıyorsunuz? Bazıları, milyonları çalarak sevgili vatanımızı soyuyor. Bazıları da dairelerde, matbaalarda, okullarda, üniversitelerde memurluk yapıyor. Diğer tarafta ise milyonlarca kişi çürüyor, yozlaşıyor, sarhoşluk ediyor, neticede milletimizin temelleri çürüyor. Henüz vakit varken, ülkeyi ve halkımızı kurtarın! Halk yığınlarının arasına girip onları tedavi edin. Çocukları okutup terbiye edin! Onlara evlerini nasıl yapacaklarını ve nasıl düzenleyeceklerini öğretin! Halka sağlık, güneş, temiz hava, kuru ve sıcak evler verin! Onlara daha insanca bir hayat yaşamayı öğretin! İnsan gibi bir hayat yaşayabilmeleri için onlara yardımcı olun, imkan sağlayın.

Devlet, büyük bir ailedir. Onun bireyleri, sizin kardeşlerinizdir. Aşağı tabakanın hataları, biraz da yukarı tabakanın ihmalinden kaynaklanmaktadır…”

 

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Adayı Özgür Özel, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’na sayılı günler kala CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve 1.368 delegeye bir mektup ile birlikte “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” adlı kitabı yolladı.

Kitap hala güncelliğini korumaktadır…

Aşağıdaki PDF dosyanın görüntülenmesi internet hızınıza bağlı olarak biraz zaman alabilir. Lütfen bekleyin!

.

 

blank